Bu ezanlar ki şehadetleri dinin temeli
Ebedî yurdumun üstünde benim inlemeli.
Şehadetleri dinin temeli o ezanların sesi çok yerde kesilmiş, kesilmemiş görünenlerde kısılmış ve bir kısım tâli’siz ülkelerde din u diyanet adına açılan ağızlara âdeta fermuar vurulmuştu. Doğruyu konuşmak, Hak’tan, Hakk’ın hukukundan bahis açmak cürm ü meşhudluk bir konu hâline gelmişti. Cezası da ya zindan veya Sibirya gibi bir yere sürgündü.
Dünyada biz zayıflamıştık, kaba kuvvet temsilcileri ise güçlenmişlerdi. Kaba ve hoyrat Haçlı düşüncesi, bu defa inkâr-ı ulûhiyet ve ateizm düşüncesiyle taarruzlar planlıyor; kendilerinden başka kimseye hakk-ı hayat tanımıyor; bin senelik zengin mirası yakıp yıkıyor ve onun yerine kendi düşüncelerinin o anlamsız abidelerini ikame ediyordu. Maddî gücün hoyratlaştırdığı zavallılar, her şeyi götürüp kendi yanlış düşünceleri, çarpık anlayışları ve sığ idrak ufuklarında mânâsızlaştırıyor ve koskoca bir dünyanın bahtını, ikbalini karartıyordu. Öyle ki, gün geldi bir mübarek coğrafyada değer adına hiçbir şey kalmadı. Âkif’in ifadesiyle anlatalım:
Harap eller; serilmiş hânümanlar; kimsesiz çöller,
Emek mahrumu günler; fikr-i ferdâ bilmez akşamlar,
Düşünmez başlar; aldırmaz yürekler; paslı vicdanlar;
…
Geçerken, ağladım geçtim; dururken, ağladım durdum;
Duyan yok, ses veren yok, bin perişan yurda başvurdum.
Bu yitik dünya ile alâkalı hicranlı birkaç söz de Alvar İmamı Efe Hazretlerinden:
Bâd-ı hazân esti bağlar bozuldu,
Gülistânda katmer güller mi kaldı?
Şecerler kırıldı, bârlar üzüldü,
El atacak dahî dallar mı kaldı?
Bir sel aldı sahrâları bürüdü,
Ağaçlar kurudu, kökler çürüdü,
Erler yüreğinde yağlar eridi,
Hasb-i hâl edecek kâller mi kaldı?
Bozuldu dünyanın bâğ u bostânı,
Zâğ-ı siyeh yaktı bu gülistânı,
Bülbüller okusun dertli destânı,