Ayrı mekânlarla, ayrı makamlarla, ayrı imkânlarla kendinizi insanlardan ayırmayın. İnsanları küçük görmeyin. Ne iş yaparlarsa yapsınlar, herkesi aziz bilin, aziz tutun; yemeğinizi, sofranızı onlarla paylaşın. Farklı muamelelere girmekten sakının. “Fâni dünya” demek kolay; fakat onun fânî olduğunu hissetmek çok zordur. Rabbim hissettirsin.
Kardeşlik
Vifak ve ittifak, tevfîk-i ilâhînin (Allah’ın mü’minleri başarılı kılmasının) çok önemli bir vesilesidir. Vifak, aynı çizgi üzerinde birleşme; ittifak da bu birliğin insan ruhunda tabiat hâline gelmesi; yani, insanların, anlaşıp bütünleşerek onu, tabiatlarının ayrı bir derinliği ve ayrı bir buudu hâline getirmeleri demektir. Ve öyle inanıyorum ki, bu birlik ve beraberlik ruhu, Cenâb-ı Hakk’ın tevfîkini yâr etmesi adına Mecmûatü’l-Ahzâb’ı günde bir iki defa hatmetmekten daha çaplı bir dua ve bir münacattır. Vifak ve ittifak içinde, birbiriyle bütünleşmiş ve tek vücut hâline gelmiş insanların ruh ve gönlüne Cenâb-ı Hakk’ın nusret ve yardım eli uzanacak ve onları hep müspete, güzele ve doğru yöne çevirecektir.
Bu hususta “hissî kardeşlik” önemli bir esastır; ancak yeterli değildir. Uhuvvet ve ittifak mevzuu hissîlikten daha çok iradîdir; gerçekleşmesi için de karar, azim ve gayret gerekir. Mü’minlerin birbirini sevmesinde esas olan, hissîlikten öte, vahdet-i itikadın, vahdet-i içtimaiyeyi iktiza etmesine bağlı mantıkî kardeşliktir. Bundan dolayı Bediüzzaman Hazretleri, bize meselenin daima mantıkî yönlerini ve dinamiklerini göstermiştir. Meselâ; “Hâlikınız bir, Mâlikiniz bir, Mâbudunuz bir, Râzıkınız bir, bir, bir… Bine kadar bir, bir. Hem Peygamberiniz bir, dininiz bir, kıbleniz bir… Bir, bir, yüze kadar bir, bir…”1 demiştir.
Dipnotlar
- 1 Bediüzzaman, Mektubat s.298 (Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, İkinci Vecih).