İçeriğe geç

Kur’ân, gece kalkışının hikmeti adına şu değerlendirmeyi yapar: إِنَّ نَاشِئَةَ اللَّيْلِ هِيَ أَشَدُّ وَطْئًا وَأَقْوَمُ قِيلًا ۝ إِنَّ لَكَ فِي اَلنَّهَارِ سَبْحًا طَوِيلاً “Şüphesiz gece kıyamı, daha tesirli ve sağlam bir kıraat adına da daha elverişlidir. Hâlbuki gündüz Seni meşgul edecek yığınla iş vardır.”336 Evet, geceler, o büyülü enginlikleriyle, insanın ayağını yere sağlam basması, dediğini duyması, yaşadığını hissetmesi adına önemli bir ortam ve gönüllerin Allah’a (celle celâluhu) açılacağı birer halvet koyu gibidirler.. ve mutlaka değerlendirilmelidirler. İnsan, gündüzleri değişik işlerle meşgul olur, zâhirî duygularının dünyasında dolaşır ve onların tesirinde yaşar. Böyle bir şey, İnsanlığın İftihar Tablosu için, hele bizim anladığımız mânâda asla söz konusu olmasa da, bizim gibi sıradan insanlar için her zaman bahis mevzuu olabilir. Öyle ise, burada âyeti şöyle yorumlamak yerinde olur zannediyorum: Allah, Resûlü’nün şahsında bize, “Siz gündüz şununla bununla meşguliyet içinde gafilane yaşıyor, kendi iç derinliklerinize yönelemiyor ve ötelerle irtibat kuramıyorsunuz; kuramazsınız da. Zira bu hususta esas olan gecelerdir. Yani hiç kimsenin olmadığı bir zemin ve zamanda, insanın Allah’a yönelerek hicranla yanıp yakılacağı ve seccadesine baş koyup, gözyaşı dökeceği bereketli zaman dilimi gecelerdir. Siz içinizi dökerken sadece O bilecek ve siz de O’nun bilip görmesine göre bir tavır alacaksınız.”

Dava-yı Nübüvvetin Vârislerinin Gece Hayatı

Peygamberlik, Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile son bulmuştur. Ama O’nun davası, ilelebet devam edecektir. Kimlerle? Dava-yı nübüvvetin vârisleriyle. Nebilerin eda ettiği misyonu eda edebilmek için, onların geçtiği köprüden geçmek gerekir. Bu bir vecibe ve bir zarurettir.

341