Evet, şöyle-böyle orucunu tutup teravihini kılan da mutlaka sevap alacaktır ancak Cenâb-ı Hakk’ın, herkese ulûfeler dağıttığı böyle bir ganimet ayı neden dolu dolu rantabl olarak değerlendirilmesin ki? Zaten katlanılan bu mahrumiyet ve zorluklar, daha derin mülâhazalarla neden bire bin veren başaklar hâline getirilmesin ki!
Ramazan’da yapılanlar başta olmak üzere bütün ibadetlerini bu mülâhazalar çerçevesinde yapmak tali’li bir Müslümanın şiarıdır. Bizler bir bakıma tali’siz bir dönemin tali’siz Müslümanlarıyız. İnsanın mânen beslendiği değişik beslenme kaynakları vardır. Bu kaynaklardan beslendiği sürece o, Müslümanlığı dolu dolu yaşayan biri olur. Bu kaynakların başında ise aile gelir. Bizler öyle bir dönemde yaşıyoruz ki ailelerimiz –hepsi olmasa da çoğunluğu itibariyle- dinin ruhunu kavrama ve onu yaşama adına cahil sayılırlar. İslâmiyet ailede maalesef kendine has derinliğiyle yaşanmıyor. Dolayısıyla böyle ailelerde yetişen çocuklar da dinin ruhundan uzak yetişiyorlar. İbadetlerini yerine getirseler bile onu derince hissedemiyor, zâhire ve kalıplara takılıp kalıyorlar. Sokağın da bu hususta aileden pek bir farkı yoktur. Hatta sokak daha insafsızdır. Çocuğun ailesinden aldığı yarım-yamalak dinî kültürü de alıp götürmektedir. Üzülerek ifade ediyorum ki, camiler de sadece formalitelerin uygulandığı yerler hâline gelmiştir. Okullara gelince onlar da maneviyat yoksunudur ve öğrenciye verecek bir şeyleri kalmamıştır.