Birinci bölümde üç aylar ve Ramazan’ın fazileti anlatıldıktan sonra bunların iyi bir şekilde değerlendirilmesi adına yapılması gerekenler yer alır.
Hocaefendi’ye göre “Hiç dinmeyen bir neşe, hiç bitmeyen bir zevk, hiç eksilmeyen bir aşkla tütüp giden bir ay varsa o da Ramazan’dır.” (s. 39) Ramazan’ın ruhunu duyup hissetmek için Hocaefendi’nin bu ifadelerle başlayan makalesi başlangıç sayılabilir. Gecesiyle-gündüzüyle, sahurları-iftarlarıyla, minarelerindeki mahyalarıyla, gece-gündüz okunan Kur’ânlarıyla Ramazan, ona göre âdeta ruhu olan bir canlı gibidir. Ramazan her mü’mini derinden etkiler. Öyle ki, “bu gufran ayına sinelerini açabilenler muvakkaten dahi olsa, tasalardan, kederlerden birbir sıyrılıp Cennet mutluluğunu duyabilirler.” (s. 43)
Ona göre Ramazan’dan azami derecede istifade edebilmek için öncelikle fikren ve zihnen hazırlanmak gerekir. Daha sonra oruç tutarak, Kur’ân okuyarak, teravih kılarak, bol bol salih amel yaparak bu mübarek ayı değerlendirmek hedeflenmelidir.
Kitabın ikinci bölümü oruca ayrılmıştır. Orucun faziletine dair Kur’ân’dan ve hadislerden pek çok örnek verilmiş, mü’minlerin zihinlerinde orucun önemi bir kez daha canlandırılmaya çalışılmıştır. Mesela zikredilen hadislerden birinde şöyle söylenir: “Allah şöyle buyurdu: ‘Âdemoğlu’nun her ameli kendisi içindir. Oruç müstesna. Onun mükâfatını Ben veririm. Oruçlunun ağız kokusu, Allah katında misk kokusundan daha hoştur.’” (s. 109)