İçeriğe geç
35. Bölüm

Usûl, Fürû Ve Tesettür

Soru: Farklı bir yaklaşım tarzı olarak tesettür meselesini İslâm dinindeki usûl, fürû kavramları çizgisinde değerlendirdiğinizi biliyoruz. Bunu biraz açar mısınız?

İslâm dininde, inanç ve amel adına mükelleflere teklif edilen hususlar “usûl” ve “fürû” diye iki ayrı bölümde mütalâa edilir. Bunlardan hayatî ehemmiyet arz eden esaslar, usûl kategorisine giren hususlardır.. fürûa gelince o, hep bu usûl üzerine bina edilir. Bu açıdan denilebilir ki, usûlün olmadığı yerde, sistemli fürûdan bahsetmek mümkün değildir.

Buna göre لَا إِلٰهَ إِلَّا اللّٰهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللّٰهِ başta olmak üzere, sair iman esasları akidede usûldür. İman esasları, muhakkıkîn yaklaşımı ile dört asla irca edilebilir ki, bunlar; Allah’a, ahirete, peygamberlere iman; bir de ubûdiyet veya adalettir.

Namaz, oruç, hac, zekât veya diğer ibadetler, bu asıllar üzerine bina edilen ve asla göre fürûat sayılan amellerdir. Ancak fürûat demek, Türkçemizde anlaşıldığı şekliyle “olmasa da olur” gibi bir mefhumu akla getirmemelidir. Bunların fürûat olması, asıl ile olan münasebet ve mukayeseleri neticesi ve tamamen yukarıdaki taksim ve tasnif itibarıyladır. Yoksa ibadetsiz imanın tam olmayacağı izahtan vârestedir.

Tesettür emrini, bu esaslar çerçevesi içinde incelediğimizde, önce onun, hicretin yedi veya sekizinci yılı; yani peygamberliğin yirminci senesinde farz olduğunu görürüz. Bu demektir ki, İslâm’ın ilk yirmi yılında kadınlar, cahiliye dönemindeki giysilerini devam ettiriyorlardı.

162