Sekîne metafizik bir hâdise olduğundan dolayı onu fiziğin kâide ve prensipleriyle izâh etmek mümkün değildir. O; Bedir, Hendek ve Huneyn’dekilere nâzil olduğu gibi, Uhud Savaşı’na katılan insanlara da inmiştir. Zira ashab-ı kiram, Uhud’da küçük bir sarsıntı ve akabinde gelen mini bir hezimet sonrasında, âdeta hiçbir şey olmamış gibi, bir kısmı diğerlerini sırtlamış ve düşmanı Mekke önlerine kadar kovalamışlardı. Düşman ise, sözde Uhud’da üstlerinden vurup altlarından çıktıklarını sandıkları, bu sekîne ile gerilmiş, korku ve endişeyi unutup ölüme seve seve giden insanların karşısına bir daha çıkmaktan korkarak Mekke’ye kadar kaçmışlardı.
2– Sekîne, bazen de herhangi bir tazarru’ ve niyaza icabet olmaksızın, Cenâb-ı Hak tarafından kullarının sıkışıp bunaldıkları anlarda meccanen lütfedilir.. sekînenin bu çeşidi bazıları tarafından “melâike”, bazıları tarafından da “ruhanîler” olarak da isimlendirilegelmiştir. Ama ister melâike, isterse ruhânîler olsun, inişleriyle insanlarda itminân hasıl ettikleri ve onların maruz kaldıkları sarsıntıyı onların üzerlerinden kaldırdıkları için, sekîne ile aynı mânâya gelmektedir.
3– Sekîne, bazı zamanlarda Üseyd b. Hudayr’ı (radıyallâhu anh) Kur’ân okuduğu esnada ve daha başkalarını farklı durumlarda bir kısım buğumsu şeylerin bürümesi gibi iner4 ki; bu da, هُوَ الَّذِۤي أَنْزَلَ السَّكِينَةَ فِي قُلُوبِ الْمُؤْمِنِينَ لِيَزْدَادُۤوا إِيمَانًا مَعَ إِيمَانِهِمْ“İmanlarına iman katmak için mü’minlerin kalblerine sekîne ve emniyet indiren O’dur.”5 âyetiyle anlatılan, aczini-fakrını müdrik ve ihtiyaçlarının şuurunda olan mü’minlere medâr-ı şükran ve medâr-ı şevk olmak üzere ilâhî bir teyittir. Bu teyide mazhar olmuş bir mü’min, artık dünyevî korku, tasa ve endişelerle sarsılmayacağı gibi, aynı zamanda sekîneyle iç ve dış ahenge ulaşır; ulaşır ve o bir huzur insanı hâline gelir.
Dipnotlar
- 4 Buhârî, fezâilü’l-Kur’ân 15; Müslim, salâtü’l-müsâfirîn 242.
- 5 Fetih sûresi, 48/4.