İçeriğe geç

Cenâb-ı Hakk’a muhabbet çok yüksek bir pâyedir. Pek çok âlim Kur’ân’daki itaat âyetlerini muhabbetle tevil ve tefsir ederler. Bu âyetlerdeki Allah’a itaat etmek, Allah’a karşı muhabbet etmek demektir. Haddizatında muhabbet ile itaat birbirinin lâzımı gibidir; bunları birbirinden ayırmak mümkün değildir. Bir insan Allah’ı seviyorsa O’na itaat edecektir. Râbia-i Adeviye’nin dediği gibi: “Çünkü seven sevdiğine itaat eder.”1 Bir yerde buyruluyor ki: “İnsan, sevdiği zata eğer benzemek kabilse, fıtraten benzemek ister.”2 Hepimiz kılık ve kıyafetimizle dahi, kendisinin hayranı olduğumuz birisine benzemeyi arzu ederiz. “Keşke burnum, Efendimiz’in burnuna benzeseydi. Gözlerim ve kulaklarım da O’nunkiler gibi olsaydı.” arzusu Aleyhissalâtü vesselâm’a karşı muhabbet duyan hemen her ferdin içinden geçer. “Keşke şekil ve şemailimde olsun O’nunla müşterek bir tarafım olsaydı.” demeyen mü’min yok gibidir.

İşte bu, sevenin sevdiğine şeklen dahi benzemeye çalışmasının ifadesidir. Binaenaleyh bir insanın Allah’a karşı içinde böyle delice bir muhabbet varsa, mutlaka Cenâb-ı Hakk’a itaat edecektir. Biz itaatle sevgiyi birbirinden ayrı düşünemiyoruz. Bu bakımdan sualin içinde, Allah’ı seven ve Allah’a itaat edenler deniyor ki, burada birbirinin lâzımı olan iki şey anlatılmış oluyor.

Böyleleri, Kur’ân’da veliyi tarif sadedinde vârid tarife uygun insanlardır:

“İyi bilesiniz ki Allah’ın velilerine korku yoktur, onlar üzüntüye de uğramazlar.”3

“Zira benim Mevlâm, o kitabı indiren Allah’tır ve O bütün iyi kulların koruyucusu olup onları korur.”4

“Rabbimiz Allah’tır.” deyip sonra da istikamet üzere doğru yolda yürüyenler yok mu, işte onların üzerine melekler inip: ‘Hiç endişe etmeyin, hiç üzülmeyin ve size vaad edilen Cennet’le sevinin!’ derler.”5

163