Ne var ki, dıştaki kırk haramilerin ve içteki bir kısım haramzâdelerin onca gayretlerine rağmen, bu son kasvet dönemi de fazla uzun ömürlü olmamıştır. Bugün insanlığın beşte birini teşkil eden Müslümanlar, hemen her yerde yepyeni bir dirilişin mücadelesini vermekte ve bu kahrolası esaret çağından kurtulmaya çalışmaktadır. Bilhassa son yıllarda, her sabah bir musibetle, her akşam birkaç felaketle yüz yüze gelmeleri, onlarda metafizik gerilime vesile olmuş, Allah’a yönelişlerini hızlandırmış ve onların mücadele azimlerini kamçılamıştır.
Zaten İslâm ruhunun insan tabiatına uygunluğu, onun maddî-mânevî terakkisini desteklemesi ve yüce dinimizin dünya ve ukbâ muvazenesinde erişilmezliği sayesinde biz en karanlık dönemlerde bile اَلْحَقُّ يَعْلُو وَلَا يُعْلٰى عَلَيْهِ1 ile nefes alıp verdik, وَالْعَاقِبَةُ لِلْمُتَّقِينَ2 ile gözlerimizi açıp kapadık; ama hiç mi hiç ye’s ü inkisara düşmedik. Kaldı ki daha şimdiden hemen her kesimde çok süratli bir tempo ile İslâm’a yönelişler müşâhede edildiği gibi, Amerika’dan Asya steplerine, İskandinav ülkelerinden Avustralya’ya kadar çok geniş bir dairede de İslâm’ın ön plana çıktığı gözlenmektedir.
Çeşitli Hıristiyan mezheplerinin ve bu mezheplerin değişik misyoner teşkilatlarının akıllara durgunluk veren onca faaliyetlerine rağmen, kilisenin uyandırdığı alâka, Müslümanlığa karşı duyulan sıcaklığın onda birine bile ulaşamamıştır. Bugün yeryüzünün değişik kıt’alarında, hemen her sene, hem de açlık ve sefalete mahkûm edileceklerini bile bile yüz binlerce insan Müslümanlığı seçmekte ve Kur’ân nuruna sığınmaktadır.
Dipnotlar
- 1 “Hak yücedir ve ona üstün gelinmez.” Bkz.: Buhârî, cenâiz 79; et-Taberânî, el-Mu’cemü’l-evsat 6/128.
- 2 “Sonuç takva sahiplerinindir.” (A’râf sûresi, 7/128; Hûd sûresi, 11/49)