İçeriğe geç

İlk İslâm büyükleriyle, çok kısa zamanda dört bir yanda şehbal açıp; Emevi, Abbasi derken, Selçuklularla ayrı bir kıymet hükmüne ulaşan ve nihayet Osmanlılarla bir ulu mesele hâline gelen bu dava, belli bir dönem itibarıyla ağır bir tâli’sizliğe uğratılmış olsa da, bugün yeniden köyde-kentte, ailede-devlette, sokakta-mektepte, sanatta-ilimde, işte-ahlâkta bir diriliş süreci yaşamakta ve ülkenin ruh haritasını gönül heyecanlarıyla uyarıp, renklendirip, gözyaşlarıyla sulayanlar sayesinde, her şeye rağmen bir fecir vefasıyla daha şimdiden dört bir yanda tüllenmeye başladı bile. Bir mânâda üst üste kâzip fecirlerin aldatmalarına maruz kalınsa da, yakında güneşin doğacağını haber veren en sadık şahitler de yine o fecirlerdir.

Tâli’siz bir dönemde bizim ruh ve düşünce davamızın yerine gelip oturan madde hırsı, makam sevgisi, yaşama tutkusu, şöhret hissi, dünyaları kaybetme endişesi… gibi hususlar veya en pes şeylerin kutsallaştırılmasına karşılık, bugün artık bütün bunların yerini, ruh ve mânâ eksenli şeyler almaya başlamıştır. Evet dün, vatan kurtarma ve ülkeyi batı standartlarına ulaştırma iddiasıyla atıp-tutan, çalışıyor görünüp caka yapan bir kısım toy düşüncelerin ve onların fantezilerinin yerinde bugün büyük ölçüde, ilmin, sanatın, ahlâk ve faziletin yüksek temsilcileri veya böyle bir temsilciliğe namzet mazinin bütün değerlerinin mirasçıları var.

119