Bunlar, farkına varmadan bir gün “demokrasi”, “hürriyet” ve “insan hakları” sözcüklerini alkışlarlar; bir başka gün ise, müfsitlerin darbelerine, zalimce savaşlarına, kan döküp kan içmelerine yahşi çekme mecburiyetinde kalırlar.
Öyle görülüyor ki, insanlık Allah’a yönelip, her şeyi bir kere daha Hak divanındaki mukadder duruşuna göre gözden geçireceği âna kadar ne fesat denen bu mel’anet dinecek, ne yeryüzündeki kargaşalar sona erecek ne de asırlardan beri hayal edip durduğumuz huzur ve umumî saadet rüyaları gerçekleşecektir; zira:
Bu itibarla da bize, verilen çerçevede her zaman fesada karşı, onunla baş edebilecek dinamiklerle dimdik durmak, ıslah düşüncesine kilitli bulunmak, zulümden fersah fersah uzaklaşmak, adaletin yanında olmak ve en korkunç fesat girdapları karşısında dahi “pes” etmeden hakkı tutup kaldırmak düşer.