Tarifini konuyla alâkalı kitap ve risalelere havale ederek, muhtevasına kısaca geçelim:
Nazarî yanı tarikat, amelî yanı dervişlik diyebileceğimiz tasavvuf, ruhî hayattan ahlâka, ondan da âdâb-ı muâşerete ait konulara kadar çok geniş bir alanda önemli bir bilgi ve kültür kaynağıdır.
Bazıları tasavvufu, nefis ve enaniyet cihetiyle ölüp, kalbî ve ruhî hayat itibarıyla dirilme.. bazıları, kendi nisbîliği içinde iradenin mevcûdiyetiyle beraber, o yolun yolcusu olarak, gassâlın elindeki meyyit gibi Hakk’ın iradesine teslim olma.. bazıları, bir taraftan Kur’ân’da zemmedilmiş bulunan mesâvî-i ahlâka karşı tavır alırken, diğer taraftan da mehâsin-i ahlâk ile bezenme.. bazıları, muktezâ-i beşeriyet kalbdeki ve ruhtaki bize ait uzaklığı aşarak, ilâhî yakınlığı “kurbet” unvanıyla vicdanlarımızda duyma.. bazıları, Kur’ân ve Sünnet rehberliğinde bir çizgi takip ederek, hayatımızda hevâ ve hevesin yerine hüdâyı ikame etme.. bazıları, bütünüyle “Müsebbibü’l-Esbâb”a yönelerek, sebepleri aktif müessiriyet dışında görme.. bazıları da, cismanî ve bedenî arzulardan sıyrılarak, –imkân el verdiği ölçüde– melekî vasıflarla ittisaf etme şeklinde yorumlamışlardır.