İçeriğe geç

Bu örnek bize şunu göstermektedir: Bir ülkede, siyasî, iktisadî, idarî problemleri, münhasıran siyaset, iktisat ve idareye incirar ettirme (indirgeme), bir yönüyle doğru olsa da, pek çok yönleri itibarıyla eksiktir. Evet; hemen her sahada, gayret, bilgi ve alternatif proje üretmenin yararlı olacağında şüphe yok; ancak burada ihtimamla üzerinde durulması gerekli olan ayrı bir şey var ki o da, bence milletin mânâ kökleri ve kültürüdür. Şayet bir millet çağıyla hesaplaşmaya karar vermişse, içtimaî, iktisadî ve siyasî faaliyetlerinin bütününde mutlaka kendi mânâ köklerini de göz ardı etmemeli ve millî kültürün belirleyici misyonunu asla unutmamalıdır.

Vakıa, ülkemizde, hemen her “değişim” ve “dönüşüm” söz konusu olduğunda, kendi kültürümüz üzerinde de durulmuştur; ne var ki bu konuda hiçbir zaman kalıcı ve planlı bir teşebbüsten söz etmek mümkün değildir. Geçmişimizin düşünce mimarlarının ruh işçilerini yetiştiren medreseler ve tekyeler, bizi geleceğe taşıyacak proje üretemediler; üretemedi ve kendi enkazlarının altında kalıp ezildiler. “Geçmişlerinizi mesâvileriyle yâd etmeyiniz.”1 düsturu gelip boğazımıza tıkanıyor ve daha fazla bir şey söylememize müsaade etmiyor. Biz de, “Tarihî hâdiseler, birbirine benzese de aynı değillerdir; dolayısıyla da onlardan ders değil ibret alınır.” deyip onlara yönelteceğimiz soruları kendimize tevcih ediyor ve “Bizden evvelkiler, varoluş gaye ve hedefinden sapınca inkıraza uğradılar. Bugün, aynı durum bizim için de söz konusudur. Öyle ise, var kabul etsek bile onların günahlarıyla meşgul olmaktansa kendi hatalarımızı sorgulamak daha isabetli olacaktır.” diyoruz.

23