3. O, Allah’ın insanlığa mücessem bir rahmet hediyesiydi ve en son rehberiydi, Kur’ân’ın âyetleri bunun delili, O’nun siyer-i seniyyesi de bunun apaçık bir burhanıdır.
4. O mücessem rahmet, ümmeti için bir koruyucu sera mahiyetindeydi; O’nun arkasındakiler, geçmiş peygamberlerin ümmetleri gibi toptan helâke maruz kalmayacaklardı.
5. Şanı yüce bu mümtaz insan, nebiler arasında adına Hakk’ın kasem ettiği, “Leamrük”le müeyyed bir imtiyazı haizdi ve O’nun ömrü Hak muradının mücellâ bir aynaya aksiydi ve kasem de ona yapılıyordu.
6. O’nun diğer farklı bir yanı da Cenâb-ı Hak, bütün peygamberlere isimleriyle hitap ettiği hâlde O’na hep nübüvvet ve risalet unvanlarıyla seslenmişti. Bu aynı zamanda mü’minlere de bir edep dersi sayılırdı.
7. Kendisine “Cevâmiü’l-Kelim” unvanıyla, çok özlü ve veciz bir beyan kabiliyetinin verildiğine daha önce temas etmiştik..
8. Belli bir mesafe çerçevesinde düşmanlarının gönlüne korku salması da O’nun yeri ve konumuna Cenâb-ı Hakk’ın ayrı bir teveccühüydü.
9. O, ümmetinin günahlarına karşı tevbe kapılarının hep açık durmasının vesilesi olduğu gibi, günah yollarının kendisine kapalı olması gibi bir mazhariyetin de yegâne sahibiydi.
10. Getirdiği kitap, bir kısım özel şartlarla korunma altına alınmıştı ve kıyamete kadar da başka kitapların uğradığı tağyîre, tahrîfe ve tebdîle uğramayacaktı.
11. Ayrıca O, daha dünyada iken öteleri bütün derinlikleriyle görüp temâşâ etme şerefiyle şereflendirilmiş ve gidişi ubûdiyetindeki derinliğinin kerameti, oradaki mevhibeleri ve dönüş armağanları da risaletinin meyveleri miraç payesiyle taltîf edilmişti.