İçeriğe geç

Oysaki, milletçe bizim düşüncemiz bir imar, bir inşa düşüncesi olmalıdır; olmalı ve birkaç asırdan beri içinde bocalayıp durduğumuz düşünce fakirliğinden, mefkûresizlikten mutlaka kurtulmalıyız. Bizim bugün, belki de her şeyden daha çok, kendi medeniyet telakkimiz ve kendi kültürümüzle dirilme gibi yüksek bir gâye-i hayale ihtiyacımız var. Evet yakın bir gelecekte milletimizin tarihî değerler blokajı üzerinde bir heykel gibi yükselmesi için, milletçe daha çok sancıya, ızdıraba ve zamanın çıldırtıcılığına karşı sabırlı olmaya mecburuz. Hâdiselerin kendi tabiatları içinde gelişme süresine saygılı kalmak bu tabiatı çok iyi tanımaya bağlıdır. Kur’ân Efendimiz’e: “Eğer varılacak yer ve hedef yakın olsaydı, onlar Seni takip edeceklerdi. Ne var ki, mesafeler onlara insaflı gelmedi.”1 diyerek O’nu teselli, takılıp yollarda kalanları da tevbih etmektedir.

Kaldı ki, Müslümanca düşünceye göre bir hareket ve hamlenin en tabiî hedefi sayılan Allah rızası elde edildikten sonra, millet adına verilen hizmetlerin, ülkemizi devletler arası muvazenede en saygın konuma getirmesi gerçekleşsin ya da gerçekleşmesin maksat hâsıl olmuş demektir. Zaten bir mü’min her hizmet ve her faaliyetinde O’nun rızasına ulaşmayı hedefler; böylece O’nun dışındaki bütün izafî hedefler de, gerçek hedef karşısında birer vesileye dönüşürler.

51