İçeriğe geç

Birincisi, insanın vücudundaki bütün âzâ ve zerrâta râcidir ki, bu itibarla şükr-ü örfîyi eda etmiş olur.

İkincisi, bütün ehl-i tevhidin cemaatlerine aittir; bu cihetle şeriata itaat etmiş olur.

Üçüncüsü, kâinatın ihtiva ettiği mevcudata işarettir. Bu itibarla, şeriat-ı fıtriye-i kübrâya tâbi olarak hayret ve muhabbetle kudret ve azametin arşı altında sâcid ve âbid olmuş olur.

Bu cümlenin mâkabliyle vech-i nazmı, نَعْبُدُ 1 'nun اَلْحَمْدُ 2 'ye tefsir ve beyanı olmakla مَالِكِ يَوْمِ الدِّينِ 3 de bir netice ve bir lâzım olmasıdır.

İhtar: اِيَّاكَ 4 'nin takdimi, ihlâsı vikaye etmek içindir. Ve zamir-i hitap da, ibadetin sebep ve illetine işarettir. Çünkü, hitaba incirar eden, geçen sıfatla muttasıf olan Zât, elbette ibadete müstehaktır.

نَسْتَعِينُ : ﴿ وَاِياَّكَ نَسْتَعِينُ ﴾ 5 'de müstetir zamir, نَعْبُدُ 'nun fâili gibi, o üç cemaatten herbirine râcidir. Yani, "Bizim vücudumuzun zerratı veya ehl-i tevhid cemaatı veyahut kâinat mevcudatı, bütün hâcat ve maksatlarımıza, bilhassa en ehem olan ibadetimize, Senden iane ve tevfik istiyoruz."

اِيَّاكَ kelimesinin tekrarlanmasındaki hikmetin,

43