Günümüzde fen ve tekniğe ait meselelerle İslâm’ı anlatmak yaygın hâldedir. Bunu nasıl görüyorsunuz?
Evet, günümüzde, çeşitli ilim dallarını ele alıyor ve onları birer adese yaparak, eşya ve hâdiselere, hatta dinî meselelere o adese ile bakıyor.. anlatırken de aynı usûle riayet ediyoruz. Meselâ “Cenâb-ı Hak vardır.” derken, diyoruz ki: Fizik ilmi mevzu olarak ele aldığı şu sahalarla Allah’ın varlığına delâlet ediyor. Kimya esrarengiz hâl ve hüviyetiyle, şu kanun ve yollarla aynı noktaya parmak basıyor. Astrofizik şu meselelerle Cenâb-ı Hakk’ın varlığını ilân ediyor… vs.
Bazen de toplu olarak bunların hepsini nazara alıyor ve kâinat içinde cereyan eden, makro ve mikro planda hâdiselerle O’nun varlığına ve birliğine dair deliller araştırıyoruz.
Bir kitap var, adı: اَلطِّبُّ مِحْرَابُ الْإِيمَانِ Mânâsı: “Tıp ilmi imanın mihrabıdır.” Bu isim bana çok tonlu gelir. Bir insanın tıp tahsili yapıp da Allah’a inanmaması düşünülemez. Evet, o mihrapta hep imana dair meseleler okunur.
Çünkü insan anatomisi öyle baş döndürücü mahiyette yaratılmıştır ki, insanın hangi yanına bakarsanız bakınız, gördüğünüz âhenk karşısında kendinizden geçecek ve “Allahu Ekber” diyeceksiniz. Tıp işte böyle bir mihraptır!