İçeriğe geç

Hâlbuki hâdiseler, meydana geliş keyfiyetleri itibarıyla, tıpkı birer âyât-ı beyyinât (apaçık âyetler) gibi insanlar için farklı farklı mânâlar ihtiva eder. Fakat bunu görebilmek için insanın, evvela hâdiselere latîfe-i Rabbâniye ile yani kalb gözüyle bakması ve terkipçi bir kabiliyete sahip olması gerekir. Başka bir ifadeyle insan, şer’î emirleri olduğu gibi tekvinî emirleri de bir kitap gibi okumalı, bütüncül bir nazarla hâdiseler arasındaki irtibatı yakalamaya gayret etmeli, sebep-sonuç münasebetlerini görmeye çalışmalıdır. İşte o zaman, Recaizade Mahmut Ekrem’in ifadesiyle, görülecektir ki:

“ Bir kitabullah-ı âzamdır serâser kâinat,
Hangi harfi yoklasan mânâsı hep Allah çıkar.”

Bazı hâdiseler rastlantıya verilecek olsa ve bunların meydana gelme ihtimalinin yüzde bir olduğu söylense bile, bu tür hâdiselerin alâkalı olduğu daha başka hâdiseler de işin içine dâhil edildiğinde ihtimal hesapları binde bire, milyonda bire ve milyarda bire doğru düşmeye başlayacaktır. Şayet insan, hayatını süzerek yaşasa, zihnine gelen, gözüne takılan, ihsas ve ihtisaslarına çarpan hâdiseleri bütüncül bir nazarla değerlendirmeye tâbi tutsa bu hâdiselerden ve bunlar arasındaki bağlantılardan çok derin mânâlar çıkarabilecektir. Aynı şekilde insan, kâinatta zerre kadar tesadüfe tesadüf edilmediğini her bir hâdiseyle bir kez daha ayne’l-yakîn müşahede edecektir. Fakat bazı felsefecilerin yaptığı gibi hâdiseleri tek başlarına mütalâaya alacak olursa, o zaman da kâinattaki her bir harfin altında yatan Allah’a (celle celâluhu) iman mefhum ve mazmununu göremeyecektir.

51