Bu mübarek beyanda Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselâm) daha sonra وَبِالْإِسْلَامِ دِينًا ifadeleriyle ilâhî bir sistem olarak İslâm’dan razı olduğunu ifade etmiştir. Evet, İslâm’ı O’nun kadar kavrayan, bu ilâhî sistemden O’nun kadar hoşnut olan, bu sisteme hayatını vakfeden ve onu ikame etmeden başka hiçbir şey düşünmeyen ikinci bir insan yoktur. Hazreti Ebû Bekir’in (radıyallâhu anh) sıddıkiyetini, Hazreti Ömer’in (radıyallâhu anh) hakkı bâtıldan ayırma noktasındaki gayretini, Hazreti Osman’ın (radıyallâhu anh) Kur’ân’a karşı duyduğu alâkayı, Hazreti Ali’nin (radıyallâhu anh) ruh ve kalb kahramanı olmasını bir yerde toplayıp hallaç etseniz, yine de Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) İslâm’a karşı olan rıza mertebesinin yanında bunların, onda biri bile teşkil etmediğini görürsünüz. Bu ifadelerimle kat’iyen bu büyük zatları hafife aldığım anlaşılmasın. Ben burada bunları büyüğün büyüklüğünü vurgulama ve O’nun İslâm mevzuunda nasıl bir rıza kahramanı olduğunu ifade etme adına söylüyorum.