İçeriğe geç
2. Bölüm

Işık Yolcuları

Işık yolcuları hep cismaniyeti aşma gayreti içinde oldular. Tavırlarında her zaman hayvanî hislere veda azm u gayreti nümâyândı. Sürekli kalb ve gönül deyip ruh ufkunu, sır ufkunu temaşaya koşmuşlardı. Daha baştan gölgelerini arkalarına almayı başarmış ve öyle yürümeye koyulmuşlardı ışıklar kaynağına doğru. Yığınların iç içe gurbetler yaşadığı ve karanlığa yenik düşüldüğü meş’um bir dönemde, dahası toplumların takılıp yollarda kaldığı, ümitlerini yitirip hep karanlık türküleri mırıldandığı, şehrahta bile çizgi inhiraflarıyla baş dönmeleri yaşadığı en uğursuz günlerde ve iç içe handikaplarla yaka-paça olduğu demlerde, onlar hâl ve temsil diliyle, bütün yolzede yürüme özürlülerine gözleri açan, kulaklardaki pasları silen, ölü gönüllere “ba’s-ü ba’de’l-mevt” vadeden güftesiz besteler sunarak, bütün yol yorgunlarına “ahsen-i takvîm”e mazhariyet hususiyet ve gereklerini anlatıyor ve onları kendilerine saygıya çağırıyorlardı.

Onlardaki bu derin hâl ve temsil büyüsüyle, zamanla, bizim biz olmamızla takılıp kaldıkları yer arasındaki uçurumlar dümdüz hâle geliyor; geçilmez gibi görülen zirveler değişip şehraha dönüşüyor ve kandan-irinden deryalar da berrak birer çağlayan hâlini alıyordu. Kendileri durmadan yürüyüp mesafelerle yarıştıkları gibi çekip götürüyorlardı anlama özürlü gamgînleri ışık tayfları ufkuna doğru. Onlar da çamurdan, balçıktan yaratılmışlardı ama manevî pek çok değişim yaşamışçasına, içi nur, dışı nur, mahiyeti nur varlıklarla at başı kanatlanıyor ve kanatlandırıyorlardı atmosferlerine girenleri, bî kem u keyf “fenâ fillah, bekâ billah” âlemleri zirvesine.. fizikî yapıları bir adım geride, metafizikî derinlikleri fersah fersah önde, ruhanîlerin “barekâllah” nağmelerinin tınladığı ve “Yürüyün, top sizin, çevkân sizin!” dedikleri nâkâbil-i idrak sır ötesi âlemlere.

6