İçeriğe geç

Evet, asırlarca bizi ayakta tutan ruh ve mânâ durmadan baltalanmış, millet özünden uzaklaştırılmış; dünyamız yabancı kültür ve telâkkilerce işgal edilerek, bu ülkenin insanına kan kusturulmuştur. Nihayet, ümit ışıkları gibi mârifet nurları da bu bedbaht iklimde sönüp gitmiştir. Ve ne acıdır ki, olup biten bunca şey karşısında, okuyup düşünen “aydınlarımız” (!) bu ürpertici felâketleri, bu acıklı manzaraları görmemek, işitmemek için fermuarlarını başlarına çekerek göz ve kulaklarını tıkamış, hayallerinde canlandırdıkları sırça saraylarda yaşamışlardır. Veraset kanunuyla, evlâtların atalarına uyması gibi, arkadan gelen herkes de hemen öndekileri takip etmiş; böylece aynı lâkaytlık, aynı atalet ve aynı umursamazlık sürüp gitmiştir. “Milliyet düşüncesi fıska bürünürken”, vatan inkırazdan inkıraza yuvarlanırken, bu ülkenin hamiyetli ve mütefekkir evlâtları, vicdanî mesuliyetlerden ve tarih karşısında mahkûmiyetten nasıl kurtulacaklarını kat’iyen düşünmemişlerdir.

Ah zavallı ülkem; acaba seni canıyla, imanıyla seven evlâtların o gün neredeydi..?

Dün, bizim çobanlarımız ve kapıkullarımız olan, bir kısım sergerdan ve derbeder milletler, bugün ilimleri, terakkileri ve muntazam idareleriyle bize caka satmaya başlamış, hatta fırsat buldukça haysiyetimizle oynar hâle gelmişlerdir… Bunlardan olsun ibret alınmalı değil miydi..? Düne kadar çevremizde halâyık gibi dolaşıp duran cahil milletler, tarihsiz kavimler, ayaklar altında pâyimal ırklar nasıl olmuş da inkırâzdan kurtulmuş ve bugünlere ulaşmışlardır..! Bunların hesabı, bugünün vicdanlı mütefekkir ve vatanperverlerine düşmez mi? Bugün olsun, bunlar üzerinde durulmaz ve milletin dertlerine derman aranmazsa, müzminleşen hastalıklarımızla, vatan çökmeye, millet ağacı da devrilmeye yüz tuttuğu zaman gösterilecek telaşlar, koparılacak feryatlar hiç mi hiç fayda vermeyecektir.

100