İçeriğe geç

Şimdiye kadar insanlık tarihindeki her gerçek diriliş, ölümsüzlüğe ermişlerin ak ikliminde bir tomurcuk gibi belirmiş, sonra da gelişip gitmişti. Nefis ve benlikleri itibarıyla başları yokluğa ulaşmış bu devâsâ kametlerdir ki, ne kabirden korkarak geriye durmuş, ne de hayat endişesiyle sarsılmışlardır. Korku ve endişe şöyle dursun, dostlara visal kapısı saydıkları kabri ve ölümü gülerek karşılamış, hatta o yoldaki vesileleri âdeta alkışlamışlardır.

Onların düşünce dünyalarında, ne varlığa bağlanıp onunla övünme, ne de kaybettikleri şeyler karşısında mahzun olma vardır. Gönülleri ebed melodilerine göre akort olmuş bu olgun ve doygun ruhlar, bütün gökler yıkılsa ve onlar altında kalsalar, ihtimal ki başkalarına müthiş görünen bu manzara, onlarda sadece hayret ve hayranlık uyaracaktır!

Onlar iç yapıları itibarıyla insanlığın başı üstünde sema gibidirler; bulutlanınca yağmurla imdada koşarlar, açılınca da güneşten huzmelerle… Meyvedar ağaç gibidirler; kâh çiçekleriyle yüzümüze gamze çakar gönüllerimizi hoplatırlar, kâh meyveleriyle çevrelerine tebessüm yağdırırlar… Bunlardır ki;

“Ötelerden gelen sırlarla coşar,Ellerde meş’ale habire koşar,Derin vadiler, sarp yokuşlar aşar,Işık olur meltem olur eserler…”
118