Yakın geçmişimizde bizler, bir hayalî gelecek adına mazideki bütün güzellikleri hafife aldık ve nicelerini tahrip ettik. Kim bilir, bu sorumsuzca davranışlarla ne değerler yıkılıp gitti; ne hayatî dinamikler nesillere unutturuldu..! Bari şimdi olsun, vaad edilen şeylerin birer vehimden ibaret olduğunu anlayıp, heder olan bunca zaman, bunca sa’y için oturup ağlayabilseydik..! Ama ihtimal ki, henüz yitirdiğimiz bunca tarihî değerin kıymetini idrak edemedik…
Bizim için hep değerler dünyası olan geçmiş, daima taze, daima enfes ve daima en büyüleyici bir zaman dilimi olmuştur. Onun bu eskimeyişi, tazeliği ve büyüleyiciliği içindir ki, hep ona itimat eder ve onu severiz. Bizler, zaman zaman sarsılırız; zaman zaman kuvvetlerimiz zaafa uğrar, cesaretlerimiz kırılır; ama o, solmadan, pörsümeden, bütün ihtişam ve debdebesiyle hep devam eder. Evet, o ihtiyarlayıp yıkılma, hazana uğrayıp savrulma bilmez. Yeryüzü zaman zaman şekil değiştirir; karalar deniz, denizler kara, bağlar dağ, dağlar da bağ olur; ama kendi güzellikleriyle geçmiş, olduğu gibi kalır. İşte, bizler de onu, böyle hiçbir gücün yerinden kımıldatamadığı bu yönleriyle sever, bu yönleriyle kalbimizin en mutena yerinde muhafaza ederiz.
Civanlar yaşlanır, yaşlılar ölür, ölüler çürür.. sevgiler gider, aşklar söner, neşeler bulanır.. iradeler felç olur, ruhlar yıpranır, gönüller kararır; ama zihinlerde birer “yâd-ı cemîl” olarak yaşayan geçmişin ibret dolu, ders dolu, hayat ve canlılık dolu cennetleri ne sararır, ne de solar.
O, yamaçlarının güzelliği, zirvelerinin vakûr ve mehabetli duruşu, bahçelerinin cennetleri andıran renkliliği, çiçeklerinin hazan bilmeyişi ve insanının kendi özüne, kendi ruh köküne sımsıkı bağlı kalışıyla daima güzel ve daima sevimli olmuştur.