İçeriğe geç
18. Bölüm

İnanan Gönüller

İnsanlık almış başını kinle, nefretle bir yere gidiyor. Herhalde buna “yuvarlanıyor” demek daha uygun olur.. neticenin ne olacağını ve bu gidişin nereye varacağını şimdiden kestirmek oldukça zor. Çok kötümser davranıp âkıbetin Cehennem olduğunu söylemek doğru olmasa da, Cennet demek de biraz fazla iyimserlik olsa gerek. Sineler öfkeyle atıyor, gururlar çifteli, düşünceler paramparça ve muhakemeler de derbeder. Diyalog arayışları fevkalâde sun’î ve çıkar hedefli; tartışma ve münazara meclisleri âdeta birer harp meydanı, birer ateş hattı ve birer vahşi arena.. toplumu değişik kamplara bölmek ve kitleler arası gerilimi artırmak için gerekli her şey var. Tavırlar kaba, ifadeler mütecaviz, yığınlar birbirine karşı müsamahasız. “Vefa yok, ahde hürmet hiç, emanet lafz-ı bî-medlûl; / Yalan râiç, hıyanet mültezem her yerde, hak meçhul…” sevinen düşmanlar, ağlayan da milletimiz.

Bu gidişe “dur” demek ve bu yuvarlanışı önlemek için sevgiyle çarpan, müsamaha ile oturup kalkan sinelere ihtiyaç var.. kendini insanlığın dünyevî-uhrevî mutluluğuna adamış “Gözümde ne Cennet sevdası, ne Cehennem korkusu; milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem’in alevleri içinde yanmaya razıyım.”1 diyebilecek inanmış ve seven sinelere…

Sevgi, insan ruhuna hitap eden sözsüz-kelimesiz evrensel bir lisandır. O, gönülleri büyüleyip kendine çeken, hiç kimsenin hatta en vahşi ruhların bile karşı koyamayıp teslim olduğu sihirli bir güç kaynağıdır.. evet böyle bir güç kaynağıdır ve hiçbir şeyden anlamayan bedevîler bile, onun o yumuşaklardan yumuşak munis dilinden mutlaka bir şeyler anlar ve mest olurlar.

130