İçeriğe geç

Onların ufkunda her mevsim, bir sabah ihtişamıyla doğar; her saat apaydın ve yumuşak, vaad ettiği şeylerle de inşirah dalga boylu, cıvıl cıvıl ve olabildiğine lezzetli, ebediyet televvünlü olarak gelişir ve onların içine akar. Onlar hayatlarından memnun, kaderlerinden hoşnut ve sürekli bir dua tavrıyla içlerini Yaratan’a boşaltır ve hiçbir psikoterapiyle ulaşılamayan bir ruh ve irade mukavemetine ulaşırlar. Ara sıra havanın kararıp, zirveleri dumanların tuttuğu zamanlarda da, dilleriyle, edalarıyla birdenbire değişir; recâ ile Hakk’a el kaldırır; mehâfet ve mehabetle boyunlarını büker; O’nun şefkatine sığınır ve kalb diliyle O’na ne nağmeler sunarlar.! Gönüllerinin duruluğunda emeller ve hülyalarının enginliğinde arzularla, hayatları uhrevî buudlu ve tâli’leri gökyüzündeki yıldızlar gibi pırıl pırıl hep aşkın yaşarlar.

Bazen, hemen herkes için, dolu dolu lezzetlerin her yana sindiği ve her şeyi fevkalâdeliklere yükselttiği öyle müstesna zamanlar olur ki, insan tâli’ kuşunun başına konduğunu hissediyor gibi olur.

Aslında dikkat edilse bu coşkun hayat çağlayanı, her zaman duyulabilir.. her zaman gönüller, ruhların uçuştuğu âleme geçebilir.. ufuklar sürekli yol gösterebilir.. ışık her zaman karanlığı bozguna uğratıp onun otağına oturabilir.. ve aşkla yanan sineler her zaman ebedî vuslatın elinden şerbetler içebilir. Yeter ki, zaviye belirlenip, kalbin balansı da ona göre ayarlansın…

209