İçeriğe geç

Birkaç düzine gönüllü ve Hakk’a adanmış ruh, insanlığı gerçek insaniyete uyarma azm ü niyetiyle –bunu Allah’ın gerçekleştireceğine inançları tamdı– yollara dökülürken, ellerinde kendi dünyalarından sönmez meşaleler dört bir yana açılırken “millet-i ebed müddet” mülâhazasıyla açılmışlardı. İnsanlığa diyecekleri pek çok şey vardı ve onu mutlaka demeliydiler.. işte bu mülâhazayla idi ki, hepsinin sinesi de yüce mefkûreye, yüceler yücesi Allah’a yürüme heyecanıyla çarpıyordu. Bütünü olmasa da büyük çoğunluğu itibarıyla toplum bu heyecanla coşkun ve tam bir metafizik gerilim içindeydi. Bu hâl umumî sulh, sükûn ve evrensel insanî değerler adına mutlaka daha da ilerilere götürülmeli ve emanette emin haleflere emanet edilmeliydi.. milletinin kaderiyle alâkadar ruhların derin bir ittifak ve ittihat sürecine girdiği, inanan sinelerin bu heyecanla coştuğu, her yanda diyalog sevdalılarının seslerinin duyulduğu, birkaç asırlık hülyalarımızın gidip hakikat ufkuyla kutuplaştığı o kutlu günlere ait aktiviteler bence hiç durmamalı; milletine hizmete adanmış ruhlar asla heyecan yorgunluğuna düşmemeli; dünyevî mutluluk, refah ve saadet onların uhrevîlik mülâhazalarının önüne geçmemeli; her zaman ışıkla parlayan bu simaların nurları hiç sönmemeli; “Hak rızası hedef, i’lâ-yı kelimetullah gaye ölçüsünde vesile.” deyip yollara düşenlerin birliği kat’iyen bozulmamalı; gittikçe büyüyen, genişleyen, derinleşen bu gönüllüler hareketi, her diriliş dönemindeki ilklere has safvetini, samimiyetini, sadakatini korumalı ve Seyyid Nigârî gibi:

“ Cânân dileyen dağdağa-yı câna düşer mi, Cân isteyen endişe-i cânâna düşer mi; Girdik reh-i sevdaya cünûnuz… Bize namus lâzım değil, Ey dil ki bu iş şâne düşer mi!..”

deyip arkalarına bakmadan hep insanlığı kucaklamaya doğru yürümelidirler.

159