Benimle beraber, önü-sonu itibarıyla birkaç nesil, “Geçmiş gelecek masal hep / Eğlenmene bak, ömrünü berbat etme.” (Ömer Hayyam) felsefesinin topluma/toplumlara dayatıldığı bulanık bir dönemde hayata gözlerimizi açtık. Büyülü gösterilmeye çalışılan bir hâzır zaman adına düne ait her şey tahrip ediliyor ve hakikî bir gelecekten daha ziyade muhayyel ve fantastik bir istikbal hülyasıyla bütün millî ve dinî değerlerimiz çok ağır şekilde sorgulanıyor; üzerinde mazi damgası bulunduğu için en değerli şeyler dahi birer partal eşya gibi kaldırılıp şuraya-buraya atılıyor ve saf yığınlara bize ait her şey âdeta unutturulmak isteniyordu.
İhtimal, bütün bunları yapanların çoğu, ne yaptıkları işin –buna cinayet demek daha uygundur– farkında idiler ne de bu kör dövüşünde harap olup-türap olup giden nesillerin. Yıllar ve yıllar boyu koskoca bir milletin onca fikir cehdi, onca gönül heyecanı ve onca göz nuru meyveleri diyeceğimiz mübarek bir birikim çerçöp gibi sağa-sola saçılıyor ve bir daha da hatırlanmaması için üzerine âdeta zift ve katran saçılıyordu: Dine üstûre deniyor, diyanet sürekli hafife alınıyor, geçmişe lanetler yağdırılıyor ve o en aydınlık günlerimiz, gençliğe simsiyah tablolar içinde gösteriliyordu.. hâlâ da gösteriliyor denebilir.