Kan ve gözyaşlarının çağlayanlara dönüştüğü, mazlum âh u efgânı ve zâlim hayhuylarının gidip “arş-ı gayret”e dayandığı –bizler öyle görüyor olabiliriz– şu kasvetli günlerde de ilâhî rahmetin değişik tecelli dalga boyundaki farklı teveccühlerinin, her zaman olduğu gibi bir kere daha bizleri kendi yalnızlık ve gurbetlerimizle başbaşa bırakmayacağına dair inanç ve ümidimiz tamdır. Aslında, bunun böyle olmasını gerektiren sâikler de yok değil; bugün pek çok kimsenin uzlaşma arayışı içinde olması, bazı kesimlerin bir sevgi dili oluşturma peşinde koşması, kitlelerin sürekli bir diyalog hummasıyla oturup kalkması yanında, Ramazan’ın o binbir rahmet esintisiyle gelip ufkumuzda tüllenmesi ve kendine has vâridâtı, rengi, deseni ve şivesiyle bir kez daha bizliğimizi hatırlatması… bu sâiklerden sadece birkaçı.
Değişik hâdiselerin “cebr-i lütfî” çerçevesinde bizi daha anlayışlı olmaya çağırdığı şu günlerde, Ramazan’ın da sürprizler yapıp kalblerimizi yumuşatacağını ve bize bir kere daha “ahsen-i takvîm”e mazhariyetimiz ufkundan sesleneceğini düşünüyor ve ümitleniyoruz.. zaten hep ümit edegeldik bu rahmet ayında fena duygu ve düşüncelerden sıyrılabilmeyi, arınıp kendimiz olmayı ve bir kez daha “birlik” ve “beraberlik” diyebilmeyi.. evet, bu ayda şimdiye kadar pek çok sivri yanlarımız törpülendi, sertliklerimiz kırıldı ve insanî taraflarımız öne çıktı. Öyleyse bir kere daha neden olmasın ki! Her şeyden evvel Ramazan, insanların, insanî derinliklerini ortaya çıkaran, zamanın ötelere açık en bereketli, en sihirli bir buududur. Öyle ki onu tam yaşayan ve duyan ruhlar, kendilerini gökler ötesi âlemlerin üveykleri gibi hisseder ve meleklerin hayhuyunu duyar gibi olurlar.