Şimdi İslâm tarihinde bir hicret hâdisesi yaşanıyor. Büyük bir tekevvünü, var oluşu başlatan hâdise… Bir beldeden başka ve daha emin bir beldeye yapılmış bir hicret hâdisesi.. bu hicretle beraber, iç içe başka hicretler de yaşanmıştır: Allah’ın mehariminden, yani yasakladığı şeylerden, mübah kıldığı şeylere hicret.. Müslümanlığın tam tekmil yaşanamadığı bir yerden, onun duyula duyula yaşanıldığı bir iklime hicret… İşte günümüzde de bunun benzeri hâdiseler yaşanmaktadır.. ve bu bir bakıma çok önemlidir. O günün büyük tekevvününü netice veren hicret, bugünün tekevvününü de netice verecektir. Hatta denebilir ki, o gün olduğu gibi bugün de dıştaki cihad, içteki cihada dayandığı zaman değer kazanacaktır. Eğer içteki cihadda bir açık, gedik varsa, maddî hicreti de zedelemiş olacaktır.
Mekke’deki Müslüman, önce iç dizaynını yaparak, kendi iç âleminde düzene ve intizama kavuşmuştu. Sonra da maddî bir hicretle bu dizaynı ayrı bir buuda taşımıştı. Tabiî Allah Rasûlü (sav) sahabeyi etrafına toplayıp ‘Haydi bakalım şimdi bir iç hicret (Allah’ın yasakladığı şeylerden hicret) yaşayın. Sonra da büyük hicret var’ şeklinde konuşmamıştı. Mevsimi gelince her şey kendi fıtrî seyri içinde vukua gelmişti. Yani bazen iç, bazen de dış hicret ağırlık kazanmış, ama dengeye mutlaka fevkalâde önem verilmişti.