Hz. Mesih’in gelme keyfiyeti her ne kadar bilinmese de, neticede onun ruhunun hükümferma olacağı kesindir. Bana göre Hz. Mesih’in nasıl geleceğini karıştırmamak gerekir. O, seyr u sülûk-i ruhanîsinde olan bir zatla da gelebilir, başka türlü de gelebilir. Hatta bazen onun iz düşümü konumunda bir zat onunla iltibas edilebilir. Ayrıca onun doğrudan gelmesi beklentisi bazen suistimale de sebebiyet verebilir. Bu itibarla onun şahs-ı mânevînin temsili adına bütün inanmış ruhlar üzerinde tesir uyarabilecek olan ruhaniyeti de gelebilir. Bunu, herkesin İslâm dinine gireceği şeklinde anlamak da yanlıştır.
İz’ansız İlim
Kalbe mâl olmayan ilim, iz’an da vaad etmez.
Namaz
Namaz, bütün ibadetlerin özü, ruhu ve piridir. O, sefine-i dinin direği ve Allah’a kulluğun remzidir. Namaz ve onun doğru kılınması üzerinde her zaman ısrarla durulmalıdır.
Namazın her anında huşûu yakalamak çok önemlidir. Huşû, saygıyla tir tir titreme demektir.
Secde, namazın debisinin en yüksek olduğu andır. O, nereye akıyorsa insanı da alıp oraya götürebilir.
Her namazda bir kere daha ruhun heykeli ikame edilmelidir. Bir kişi 15-20 sene namaz kılsa namaza alışabilir. Bazıları “Altmışımdan sonra namaza başladım.” demektedir ki, zannediyorum onlar bu sözleriyle, namazın tabiatlarının bir derinliği hâline gelmesini kastediyorlar.
Ağlamak ve Tebessüm Etmek
Ağlamak ve tebessüm etmek, insan kalbinin, onun çehresine akseden rengi olmalıdır.
Hakikî İnsan Olmak
Ümmet-i Muhammed’in dertleriyle alâkadar olma, insanı potansiyel insan olmaktan hakikî insan olmaya götürür. İnsan, ancak böyle davranmakla kendi değerini ortaya koyar.