Kalbin Zümrüt Tepeleri, bir ziyafet sofrasıdır. Müzakere edile edile o sofranın açılımlarına gidildiği takdirde çeşit çeşit lezzetlere ulaşılır. Bu mini eserle, insanın kendini keşfetmesi adına bir kibrit çakılmıştır. Evet insanları düşündürmeye ve hissettirmeye alıştırmak lâzımdır. Bugün çokları düşünmektedir ama, madde âleminin tenteneli perdesinin arkasından habersizdirler. Eşyanın dış yüzüne takılıp kalmış ve gerçeği hakkıyla görememektedirler.
Akıl ve Kalb
Aklın gördüğünün ötesinde, kalbin müşâhede ettiği hakikatler vardır. Bu itibarla sadece akla itimat eden felsefeciler hiçbir zaman hakikati tam olarak keşfedememişlerdir.
Ehlullah ve Latîfe
Ehlullah, Allah’a karşı edebin gereği sürekli Rabbiyle murâkabe içinde olmanın yanında bazen insanlara tatlı bir soluk aldırmak için nükteli latîfelerde de bulunurlar.
Allah’a Müteveccih Olmak
Kul, her zaman Allah’a karşı çok samimî ve gönülden müteveccih olmalıdır. Aslında teveccühü yine teveccüh doğurur. İnsan, tıpkı ayçiçeğinin güneşe bakışı gibi hep O’na bakabildiği ölçüde O’nun tecelliyatına mazhar olur. Burada esas olan gönülden müteveccih olabilmektir. Gönlünün sesini seslendiremeyenlerin ve alıcılarını mâneviyata karşı kapalı tutanların o tecellîlerden istifadesi zor, hatta imkânsızdır.
Bir Lahza Bile…
Gönlünde, her zaman O’na doğru seyahate karar vermiş yüce ruhlar, zannediyorum bir lahza bile yolculuktan, yol tasavvurundan ve o yolda hedeflenen yüce mânâ ve yüksek gayelerden gafil olamazlar ve olmamalıdırlar da.
Bir kere bunların gözleri ağyâra kaysa; kaysa da ağyâra ‘‘yâr’’ deseler, bir ömür boyu âh u efgân edip inlerler.
O’nun yoluyla hiç tanışmama büyük bir talihsizlik, ‘‘tanıyıp-tanıştım’’ dedikten sonra takılıp yollarda kalma ise bir hüsran ve haybettir. Hem de ne hüsran ve ne haybet!..