Evet, Cenâb-ı Hak emir ve mesajlarını, mükerrem ibâdı sayılan peygamberân-ı izâma, bu üç yoldan biriyle duyurmakta ve çoğunluk itibarıyla bu konuda bir melek istihdam ederek kendi sistemini insanlara talim buyurmaktadır. Kur’ân ve Sünnet-i Sahiha bu emin vasıtanın Cibril olduğu üzerinde dururlar,10 işte böyle bir mutâ u eminle sunulan mesajların11 daha yüksek ve daha sağlam olduğu kabul edilir. Aynı zamanda, Allah’la peygamberleri arasında elçilik vazifesi gören böyle bir zat, vahiy gönderenin, gönderilenlere karşı şahidi mesabesindedir ve bu açıdan da, bu yolun bir vahiy şehrahı olduğu söylenebilir. Zaten başta Kur’ân ve Sünnet olmak üzere bütün dinî kaynaklar, vahyin enbiyâ-i izâma (alâ Nebiyyinâ ve aleyhimüssalâtü vesselâm) ekseriyet itibarıyla bu şekilde ulaştırıldığı istikametindedir.12 Diğer taraftan, vahyin bir muamele-i kalbiye olduğunu söyleyenlerin sayısı da az değildir ve üzerinde durup düşünmeyi gerektirecek mahiyettedir. İşte bu şekildeki aşkın ve ulvî bir muamele, özel donanımlı kimselere Hakk’ın hususî bir teveccühüdür ve dünyada hiçbir mevhibe ile mukayese edilemeyecek kadar da yüksektir. Hakk’ın, seçkin kullarıyla böyle bir muamelesi, nebide “vahiy” şeklinde, velide de “ilham” keyfiyetinde tecellî eder. Tamamen semavî ve metafizik televvünlü böyle bir mâide-i semaviyede, nebi, veli müşterek gibidirler. Ama vahiy, objektif hitap mânâsını ihtiva etmekte; şeffaf, şahitle müeyyed, dolayısıyla da bağlayıcı; ilham ise, hususî, yoruma açık, şahitsiz ve bu itibarla da ilzam edici değildir. Yani nebi vahyi Hak’tan telakki ettiği gibi veli de ilhamlarını yine O’ndan almaktadır. Ancak veliye Cibril nâzil olmamakta, dolayısıyla da böyle bir mesaj mülzim bir hitap sayılmamaktadır.
Dipnotlar
- 10Bkz.: et-Taberî, Câmiu’l-beyân 25/45.
- 11Bkz.: Tekvir sûresi, 81/21.
- 12Bkz.: Şûrâ sûresi, 42/51; Buhârî, bed’ü’l-vahy 3-5.