İçeriğe geç

Ayrıca, ehadiyet ve vahidiyetin Hazreti Zât’a bakan şöyle bir yanı da vardır: Ehadiyet, meclâsı itibarıyla ezeliyet-i Zâtiyeyi ifade eden كَانَ اللّٰهُ وَلَمْ يَكُنْ مَعَهُ شَيْءٌ“Ezelde Allah vardı ve beraberinde hiçbir şey yoktu.”4 sözleriyle seslendirilegelmiş; vahidiyet ise daha ziyade lâyezâliyete bakan كُلُّ شَيْءٍ هَالِكٌ إِلَّا وَجْهَهُۘ لَهُ الْحُكْمُ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ“O’nun Zât’ı müstesna her şey hâliktir; hüküm O’nundur ve hepiniz O’na döndürüleceksiniz.”5 ferman-ı ilâhîsi çerçevesinde yorumlanmıştır. Bu mütalâaya göre, ehadiyet mertebesi Zât-ı Baht’a baktığından dolayı esmâ ve sıfât mülâhazalarına da açık olan vahidiyetin önünde kabul edilmiştir. Ulûhiyete gelince O, ehadiyete de vahidiyete de mukaddemdir; zira onda imkân âlemlerinin genişliğinde müteâl bir ihkak-ı hak hususiyeti söz konusudur ki, bütün esmâ-i ilâhiyenin ve sıfât-ı sübhaniyenin zuhur ufku sayılan “Rahmâniyet” mertebesi de onun bir meclâ-ı inkişafı görülmüştür. Bu mertebenin ism-i hâssı, Cenâb-ı Hakk’ın, ehadiyet, vahidiyet, samediyet, kudsiyet, azamet… gibi esmâ-i Zâtiyesi ve hayat, ilim, sem’, basar, kudret, irade… türünden de evsâf-ı nefsiyesinin râci oldukları “Rahmân” ism-i şerifidir.

60