İçeriğe geç

Canlı-cansız her varlık hayat, ilim, sem’ u basar… ilâ âhir gibi sıfât-ı sübhaniyenin belli merâyâda tezahüründen ibarettir. İlâhî sıfatlar ve esmâ-i hüsnâ Hazreti Zât’ın nuranî ve hayattar hicaplarıdırlar ve O’nun Zât’ının kemaline de birer işarettirler. O, bu sıfatlara muhtaç değildir; sıfât-ı sübhaniye O’nun Zât’ının lâzımıdır; O “vücud”la değil Mukaddes Zâtıyla mevcut olduğu gibi, hayat sıfatıyla değil Zâtıyla diridir. Diğer ilâhî sıfatlar da aynı mülâhaza ile ele alınabilir; O ilim sıfatıyla değil Zâtıyla Alîm, kelâm sıfatıyla değil Zâtıyla Mütekellim, irade sıfatıyla değil Zâtıyla Mürîd’dir.. ve hakeza… Zâtî ve sübutî sıfatlar için söz konusu olan bütün bu hususlar, sübûtî sıfatlardan sayılan “tekvîn”e râci diğer fiilî sıfatlar için de geçerlidir. Bunları daha sonra icmalî de olsa –inşâallah– ele alacağız.

Sıfât-ı ilâhiyeye, O’nun kemalâtının perdeleri, envâr-ı meknûnesinin hicapları ve zılliyet planında tenezzül dalga boylu eşya ve hâdiselerle münasebet noktaları nazarıyla bakmak da mümkündür. İzzet ve azamet tekvînî emirlerde zâhirî esbabı perdedar olarak kullandığı gibi, “bi gayr-i keyfin” sıfât-ı sübhaniyeyi de Zât’ına perde kılmıştır. Hazreti Zât’ın her şeye o ihata edilmez/edilemez, perdesiz, hâilsiz mübaşereti bunun böyle olmasını iktiza ettiği gibi, “sübühât-ı vech” şuaâtına karşı da bu tür bir hicap O’nun hikmetinin muktezasıdır. Ne var ki, sıfât-ı ilâhiye, Zât-ı Baht’a hicap ve nikap makamında bulunsalar da, Zâtî kemalin zuhuru da yine bu sıfatlar vasıtasıyla ortaya çıkmaktadır. Bu itibarla da bu hicaba, ehadiyet tecellîsi çerçevesinde O’nu göstermeye matuf bir hicap nazarıyla bakılabilir.

112