İçeriğe geç

Hele bu fermanın وَاذْكُرِ اسْمَ رَبِّكَ“Rabbinin yüce ismini zikret!”3 beyanını müteakip gelmesi, daha işin başında tebtîl ve tebettül yolunun en önemli bir esasını hatırlatmaktadır ki bu da, yola koyulmadan evvel yol azığının hatırlatılması türünden bir şey demektir. Binaenaleyh sofîye, tebtîle ulaşmanın daha ziyade tezkîr, tezekkür ve zikir yoluyla gerçekleştirilebileceği kanaatini taşımışlardır. Vâkıa, kavlî, fiilî ve hâlî zikr u fikr Hakk’a ulaştıran hemen bütün sistemlerin en birinci esasıdır; ama çok defa o ufka acz ü fakr, şevk u şükür yolunda yürüyerek, tefekkür ve tedebbürle kanatlanarak, şefkatle herkesi ve her şeyi kucaklayarak, peygamberâne bir iffet ü ismet, bir sadâkat ü fetânet ve bir tebliğ aşk u şevkiyle ulaşanların sayısı da az değildir.. evet bunlar da o derinlerden derin vefa hisleri ve dupduru teveccühleri sayesinde tebettüllerini Hak tebtîliyle taçlandırmış ve belki de meleklerle at başı hâle gelmişlerdir.

Bir kısım mutasavvıfîn tebettülü, dünya ve mâfîhâ diyebileceğimiz her şeyden kalben yüz çevirerek bütünüyle Allah’a yönelme ve ruhu dünyevî kirlerden arındırarak tecrîd yörüngesinde Hakk’a yürüme şeklinde yorumlamışlardır ki, Fuzûlî bu hususu şöyle seslendirir:

“Meslek-i tecriddir ferâgat evi,
Terk-i mâl eyle, hânümândan geç.”
195