İçeriğe geç

Hazreti Bediüzzaman’ın ısrarla sıdk üzerinde durmasının ve içtimai kurtuluşumuzu ve terakkimizi sıdka bağlamasının en önemli sebeplerinden birisi, günümüz İslâm dünyasında mevcut olan nifak hastalığıdır. Bugüne kadar farklı dinlerdeki ve milletlerdeki kaymalar küfür ve ilhad kayması şeklinde ortaya çıktı. Farklı ideoloji ve akımlar adı altında inkâr düşünceleri dile getirildi ve bu düşünceler bazı ülkelerde devlet sistemine dönüştürüldü. Bu sistemin halk arasında yerleştirilebilmesi için çok ciddi baskı ve zulümlere başvuruldu ve hatta milyonlarca insanın canına kıyıldı. Fakat bu tür ideolojiler insan tabiatına zıt olduğu ve kendi içinde çelişkiler barındırdığı için uzun ömürlü olmadı. Onlar çözüldükten sonra da insanlar yeniden kendi dinlerine, kendi mabetlerine yönelmeye başladırlar.

Fakat İslâm dünyasındaki gelişmeler daha farklı cereyan etti. İslâm’a düşman olan kimseler bu düşmanlıklarını açıkça dile getirmek yerine, nifak perdesi altına gizlendiler ve farklı farklı plân ve projelerle Müslümanları İslâmiyet’ten uzaklaştırmaya çalıştılar. Hiç şüphesiz İslâm dünyasının farklı yerlerinde Müslümanların başına musallat olan bu münafıkların onlara verdikleri zararlar dine açıkça karşı çıkan kimselere nispetle çok daha yıkıcı ve büyük oldu. Kur’ân, münafıkların ahiretteki cezasını şu şekilde beyan etmiştir: اِنَّ الْمُنَافِـق۪ينَ فِى الدَّرْكِ الْاَسْفَلِ مِنَ النَّارِۚ“Doğrusu münafıklar, ateşin en aşağı tabakasındadırlar.”75 Demek ki onlar Cehennem’de Firavun’un da Ebû Cehil’in de altında olacaklar. Hazreti Pîr, bu mânâyı bir yerde şöyle ifade eder: “Münafık, kâfirden eşeddir.”76

157