İçeriğe geç

Şunu unutmamalıyız ki, bizler peygamber değiliz. Allah, peygamberleri masum yaratmış ve onların günah işlemesine meydan vermemiştir. Günaha giden yolları kesmiş ve âdeta “Burası çıkmaz sokak” demiştir. Bu yüzden seçkin ve kutsî olarak dünyaya gelen nebilerin hayatlarında kastî bir inhiraf söz konusu olmamıştır. Nadir olarak, içtihat hatası türünden yaptıkları hatalara karşı da onları hemen uyarmış, hatalarının kalıcı olmasına müsaade etmemiştir. Onların, insanlığın önünde tam ve kusursuz rehber olabilmeleri buna bağlıdır. Bizim ise böyle bir “ismet” sıfatımız yoktur. Dolayısıyla hata ve günahlardan korunmuş değiliz. Allah’ın has kulları olan evliya ve asfiyâ derecesine ulaşsak dahi yine de hata yapabiliriz. Nitekim Bel’am İbn Baura ve Bersisa gibi, hakikat-i ulûhiyet ve hakikat-i rububiyete vâkıf nice insan devrilmiş ve Cehennem’e yuvarlanıp gitmiştir. Ne sahip oldukları bilgi ve marifet ne de daha önce işledikleri salih ameller onlara fayda vermiştir.

Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir hadislerinde şöyle buyurur: كُلُّ ابْنِ اٰدَمَ خَطَّاءٌ وَخَيْرُ الْخَطَّائِينَ التَّوَّابُونَ“Her âdemoğlu hata yapar. Hata edenlerin en hayırlıları ise tevbe edip hatasından dönmesini bilenlerdir.”114 Demek ki; bütün insanlar hataya açık şekilde bu dünyaya gönderilmiştir. İnsanın özünde hata işleme dürtüsü vardır. Bu şerri ehven hâle getirecek bir şey varsa o da günaha takılıp kalmadan ve onda ısrar etmeden hemen doğrulup tevbe ve istiğfara yönelmektir. Tabiat olarak hata ve günaha açık yaratıldığımıza göre, meydana gelen problemler ve sıkıntılar karşısında kendimizi tekrar tekrar gözden geçirmesini ve hatalarımızı kendi eksikliklerimize bağlayarak Cenab-ı Hakk’a teveccüh etmesini bilmeliyiz.

249