İçeriğe geç

Şunu da ifade etmek gerekir ki; insanın hatalarının farkında olması onu, Allah’a karşı “alacaklı” gibi vehmetmekten alıkoyacaktır. Kusurlarını bilen ve gören insan, Allah karşısında tevazu ve mahviyetle iki büklüm olacak, ızdırap ve pişmanlıkla kıvranacak ve Allah’tan günahlarının affını isteyecektir. Henüz nail olduğu nimetlerin şükrünü dahi eda edemediğini ve Allah’ın emir ve yasakları karşısında gerekli hassasiyeti gösteremediğini düşünen bir mü’min, Allah’tan bir şey istemekten dahi haya edecektir.

Bir zatın münacatında dediği gibi, Allah’a yürekten inanmış bir mü’minin, “Allah’ım, herkes yığın yığın sevapla Sana geliyor, ben de belimi iki büklüm eden günahlarımla Sana geldim.” diyerek Allah’a sığınması ve O’ndan afv ü mağfiret talep etmesi çok önemlidir. Zira böyle biri, Allah karşısında haddini bilir, sürekli temkinle yaşar, secdede yüzünü yerlere sürerek bağışlanma talep eder. Allah’a karşı iddialı tavırlara girmez, küstahlıktan uzak durur. Bir an olsun kulluk şuurundan ayrılmaz. Allah’ın başımızdaki bela ve musibetleri def’ ü ref’ etmesi (ortadan kaldırması, uzaklaştırması) adına böyle bir tavır, nezd-i ulûhiyette çok hora geçecek bir durumdur.

Bilindiği üzere Allah Resûlü (aleyhissalâtü vesselam), insanları muzdarip eden kıtlık ve kuraklık gibi musibetler karşısında yağmur duasına çıkılmasını ve orada Allah’ın rahmetine vesile olacak şekilde dua edilmesini tavsiye etmiştir.115 Bu cümleden olarak yağmur duasında eller, ellerle beraber elbiseler ters çevrilir, çocuklar ve yaşlılar dua yerine götürülür, hatta imkân varsa hayvanlar bile oraya sevk edilir. Cenab-ı Hak her şeye, kullarının her hâline nigâhbandır; fakat yine de nasıl bir derbederliğe ve perişanlığa maruz kalındığı hâl diliyle O’na arz edilir.

250