İçeriğe geç

Şunu da çok iyi biliyoruz ki, diyalog kurulmadan, tanışma ve kaynaşma olmadan bilgi alışverişinin yapılması, insanların farklı kültür ve medeniyet havzalarında oluşan birikimlerden istifade etmesi çok zordur. Hele farklı milletlere, dinlere, kültürlere mensup insanlar arasında kin ve düşmanlık hisleri hâkimse, birbirlerini yanlış tanıyor, yanlış tanımlıyorlarsa “öteki”nden gelen hiçbir şeyi kabul etmeyeceklerdir. Bu önyargıların aşılması, asırlık düşmanlık hislerinin son bulması, yakından tanımaya bağlıdır. İnsanların sizi şahsî, ailevî ve içtimaî hayatınız itibarıyla yakından tanımalarına fırsat vermelisiniz. Siz hiçbir şey anlatmasanız bile, mânâ köklerinizden tevarüs ettiğiniz değerleri mükemmel bir şekilde temsil ediyor ve bu temsiliniz de süreklilik arz ediyorsa zaten fıtrî bir etkilenme ve kabullenme gerçekleşecektir. Bu olmasa bile, en azından kendinizi ve kendi değerlerinizi doğru bir şekilde tanıtma, yanlış aktarımların önüne geçme imkânı elde etmiş olacaksınız. Kim bilir, belki de böyle bir diyalog süreci kültürler arasında yeni aşılanmalara yol açacaktır. Böylece insanlık bugüne kadar sahip olduğu düşünceleri, hayat felsefelerini, dünya görüşlerini bir kere daha gözden geçirme ihtiyacı duyacaktır. Belki mütefekkir ve entelektüeller, şimdiye kadar sahip oldukları felsefe ve bakış açılarını yeniden ele alacak, onları rötuşlama lüzumu duyacaklardır. İşte biz diyalogla bütün bu mülâhazaları göz önünde bulunduruyoruz.

Bize düşen vazife, insanların birbirlerini doğru tanımaları ve anlamaları adına elverişli ortamların hazırlanması ve fikir hürriyetinin önündeki engellerin ortadan kaldırılmasıdır. İman ve hidayete gelince, o konudaki genel yaklaşımımız, imanın dindeki tarifine bağlıdır: “Din, akıl sahiplerini hür iradeleri ile hayra sevk eden ilâhî sistemler mecmuasıdır.”,121“Dinde zorlama yoktur.”122 âyeti çok önemli bir prensip ortaya koyar: Dinde, baskı ve zorlamanın her çeşidi yasaklanmıştır.

258