Baskı ve zorlamanın yanında, demagoji ve diyalektik, propaganda ve algı yönetimi gibi yöntemler de dinî hakikatlerin anlatılmasında meşru yol ve vesileler olarak görülemez. Esasında özü itibarıyla hak olan değerlerin buna ihtiyacı da yoktur. Ancak özünde eğrilik ve çarpıklık bulunan düşüncelerdir ki başkalarına dayatılır ve bunlar zorla kabul ettirilmek istenir. Sizin sahip olduğunuz fikirlerden, değerlerden, dünya görüşünden şüpheniz yoksa bunları ortaya serdikten sonra beğenilip beğenilmeyeceğinden endişe duymazsınız. İnsanları özgür iradeleriyle baş başa bırakmalısınız. Hatta bu konuda o kadar objektif davranmalısınız ki sizin yanınızda yer almak isteyen insanlara, “Bugüne kadar saygı duyduğun ve kabul ettiğin değerleri bırakarak yeni bir değerler manzumesine kendini bağlamak istiyorsun. Bunda kararlı mısın? İyice düşünüp taşındın mı? Önceki yerinden ne zarar gördün veya burada ne gibi bir faikiyet buldun ki böyle bir karar alıyorsun?” gibi sorular sorarak onları yeniden meseleyi değerlendirmeye davet etmeli, bu değerler manzumesini sağlam bir fikrî temelle kabul etmesini sağlamalısınız. Bu tavrınızla, insanların bir anlık hissiyatla radikal bir karar alıp daha sonra bu kararında sabit olmama ihtimalinin önüne geçmiş olursunuz. Böylelikle gerçekten inanan, meseleye gönülden sahip çıkacak insanları bulursunuz. Zira bütün kalbiyle, fikriyle size gelmeyen insanlar, daha sonra problemlere sebep olacak ve uzun süre işin içinde kalamayacaklardır. Görüldüğü üzere, insanların iman etmeleri, bir dini, bir inanç ya da düşünce sistemini kabul etmeleri bütünüyle hür iradeleriyle ve özgürce yapacakları tercihlerle ilgilidir.