İçeriğe geç

Bu aynı zamanda Cenâb-ı Hakk’ın, Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan’da salih kullarına vermiş olduğu bir müjdedir: “İman edip salih ameller işleyenler içinRahman, sevgi ve hüsnükabul vaz’ eder.”6 Yani onları başkalarına da sevdirir ve kabul ettirir; hem kendi indinde, hem de mahlûklar nezdinde onları sevimli kılar. Bu sevgi ve hüsnükabul Cenâb-ı Hakk’ın Vedûd isminin bir tecellîsi olmaktadır. Hatırlanacağı üzere bir hadis-i şerifte de, “Allah bir kulunu sevinceCebrail’e, ‘Ben falan kulumu sevdim, sen de sev!’ fermanbuyurur. Bunun üzerine Cebrail (aleyhisselâm) da onu sever ve diğermeleklere, ‘Allah, falan kulunu sevmiştir, siz de seviniz!’ diye nidaeder. Göklerdekiler sevince yeryüzünde o kul için bir vüdd/sevgivaz’edilmiş olur.”7 Hakkında hüsnükabul vaz’ edilen, bir şahıs olabileceği gibi, şahıslar ya da bir heyet, bir topluluk da olabilir. Tabiî bu, âyette de ifade edildiği üzere salih amel işlemeye, salaha kilitlenmeye ve Allah’ın rızasından başka bir şey gözetmemeye bağlıdır. Bu ufkun kahramanları için Hakk’ın vaadi tahakkuk eder ve haklarında sevgi vaz’ edilir. Bir kere de vaz’ edildi mi, Allah’ın izniyle onlara açılmadık hiçbir kapı kalmaz. –Yeter ki, ahde vefada bir kusur gösterilmesin– Bu perspektiften hizmet-i imaniye ve Kur’âniye’deki arkadaşlarınızın baştan bu yana dünyanın değişik yerlerine gittiklerinde karşılaştıkları hüsnükabul ve sevgi de bu hakikatin apaçık bir delili sayılır.

179