Kalbin rikkat kesbettiği, gözün ve gönlün dolup âdeta taşacak hâle geldiği bu ‘hâl’lerin bir fırsat olarak görülüp rantabl değerlendirilmesi hak ve hakikat yolcuları için çok büyük önem arz eder. Nasıl insanın, Kâbe’de, Arafat’ta, Müzdelife’de, Muvâcehe’de bulunması ya da Kadir Gecesi, cuma günü birlerin bin olduğu eşref saatlerini idrak etmesi Cenâb-ı Hak’tan gelecek olan vâridâtı yakalamak adına çok büyük bir ehemmiyet arz ediyorsa, aynen öyle de kalbin yumuşadığı, istiğrak, kalak, heyman gibi hâllerin yaşandığı anlar da Hak’tan gelecek tecellîleri avlama ve dergâh-ı ilâhîden talepte bulunma hesabına büyük bir önem taşır. Bundan dolayı insan bu tür bir hâl yaşadığında, bütün bütün kendini unutmalı ve “Allahım! Yeryüzünün her yerinde yüce dinini bir kez daha i’lâ buyur. Bizim ve bütün kullarının kalblerini iman, islâm ve ihsana aç!” diyerek dua etmelidir. Bu bir mânâda, “Milletimin imanını selâmette görürsem Cehennem’in alevleri içinde yanmaya razıyım.”6 ufku, bir mânâda da her mü’minin vazifesi sayılmalıdır. O ufuktur ki, orada insan kendi ızdırabını unutmuş, sadece başkalarının ızdırabını duyar hâle gelmiştir.
Bir Tek Dakikan Var
Dipnotlar
- 6 Bediüzzaman, Tarihçe-i Hayat s.616 (Tahliller).