İşte, bu güzel hedeflerin gerçekleşmesi istikametinde koşturup dururken, yolların tıkalı olması ve engellemelerle yüz yüze gelinmesi karşısında insanın yapması gereken, nur-u tevhid içinde sırr-ı ehadiyeti vicdanında duyması, ellerini açıp ızdırar hâliyle: يَا حَيُّ يَا قَيُّومُ بِرَحْمَتِكَ أَسْتَغِيثُ أَصْلِحْ لِي شَأْنِي كُلَّهُ وَلَا تَكِلْنِي إِلٰى نَفْسِيطَرْفَةَ عَيْنٍ“Ey herşeyi var eden hayat sahibi Hayy ve ey her şeyinvarlık ve bekâsını kudret elinde tutan Kayyum! Senin sonsuz rahmetineitimat edip inayetine sığınıyorum; bütün ahvâlimi ıslah eyle ve gözaçıp kapayıncaya kadar olsun, beni nefsimle baş başa bırakma.”3 demek suretiyle gerçek havl ve kuvvet sahibine hâlini arz etmesidir. Bunu yapabildiği takdirde insan, belâ ve musibetler karşısında, sarsıntı yaşamaz, yeise düşmez, yapacağı işlerden dûr olmaz ve hep Cenâb-ı Hakk’a iltica ederek, inayeti hep O’ndan bekleyerek işlerini ikmal ve itmam etmeye çalışır.
Tulumban Al Yetiş İmdada, Yangın Var!
Dipnotlar
- 3 en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 6/147; el-Bezzâr, el-Müsned 13/49.