Cevap: Cenâb-ı Hak bu sûrede, اٰۤللّٰهُ خَيْرٌ أَمَّا يُشْرِكُونَ“Allah mı yoksa O’na koştukları ortaklar mı daha hayırlıdır?”208 buyurduktan sonra, peşi sıra gelen iki âyette kâinattaki icraat-ı sübhaniyesi ve onlardaki tevhit delillerini nazara vermiş ve ardından da, أَمَّنْ يُجِيبُ الْمُضْطَرَّ إِذَا دَعَاهُ buyurmak suretiyle, muztarın duasına icabet etmesini de bir tevhit delili olarak zikretmiştir. İlk bakışta muztarın duası ve o duaya icabet buyrulması, insan hayatında ender bir durum olarak görülebilir. Hâlbuki eşya ve hâdiseleri süzerek ve tecessüs ederek yaşayan bir insan, hayatında bu mülâhazaya açılmış pek çok pencere müşâhede eder. Ne var ki, bazı insanlar dikkatsiz yaşadığı, başından geçen hâdiseleri hassasiyetle takip etmediği, hayatını bir filtreden geçirmediği ve çevresini doğru okuyamadığından dolayı, çoğu zaman Cenâb-ı Hakk’ın kendisine olan bu tür hususî teveccühlerini göremeyebilir. Oysaki insan, geçmişe bakıp hayatını süzdüğünde, nice kereler, nâçâr kaldığı demlerde, Allah’ı birlediği, O’nu tam duyup tam hissettiği ve sadece O’na dayanıp O’ndan yardım dilediğinde, nur-u tevhit içinde sırr-ı ehadiyetin zuhur ettiğini yani kendi donanımına göre hususî bir ilâhî teveccühe mazhar olduğunu anlar. Evet, nice zamanlar sıkışmışızdır, iki ayağımız bir pabuç içine girmiştir de, bu ıztırar ruh hâliyle Cenâb-ı Hakk’a yönelmişizdir; bunun mukabilinde ise O, elimizden tutmuş, sıkıntımızı gidermiş ve bizi inşiraha kavuşturmuştur. Fakat yaşadığımız bu hâdiseleri ciddî bir tecessüs içinde ele almadığımızdan, ihsaslarımızın yanında ihtisaslarımızı da harekete geçirmediğimizden ve onları sebep-sonuç münasebeti içinde ciddî bir analize tâbi tutamadığımızdan dolayı bu fevkalâdelikleri unutup gitmişizdir.
Tükenen Sebepler ve Fevkalâde İnayetler