Allah’ın (celle celâluhu), Firavun’un ordularından kaçan Hazreti Musa’ya yardımı da bundan farklı değildir. Kur’ân-ı Kerim’in: فَلَمَّا تَرَۤاءَ الْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَابُ مُوسٰۤى إِنَّا لَمُدْرَكُونَقَالَ كَلَّا إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ“İki topluluk birbirini görecek kadar yaklaşınca Musa’nın arkadaşları: ‘Eyvah! Bize yetiştiler!’ dediler. Hazreti Musa; ‘Hayır, asla! Rabbim benimledir ve O muhakkak ki bana kurtuluş yolunu gösterecektir.’ dedi.”210 ifadeleriyle tasvir ettiği o anda Hazreti Musa ve beraberindekiler bütün bütün çaresiz kalmıştır. Öyle ki, önlerinde Kızıl Deniz, arkalarında ise Firavun ve askerleri vardır. Tarık İbn Ziyad’ın ifadesindeki gibi, önlerinde düşman gibi bir derya, arkalarında ise deniz gibi bir düşman bulunmaktadır. İşte böyle bir anda Hazreti Musa: إِنَّ مَعِيَ رَبِّي سَيَهْدِينِ“Rabbim benimledir ve O muhakkak ki bana kurtuluş yolunu gösterecektir.” diyerek Allah’a yönelmiş ve bunun üzerine Cenâb-ı Hak da: فَأَوْحَيْنَۤا إِلَى مُوسٰۤى أَنِ اضْرِبْ بِعَصَاكَ الْبَحْرَ“Biz Musa’ya: ‘Asânı denize vur!’ diye vahyettik.”211 buyurmuştur. Hazreti Musa, asâsını yere vurunca deniz ikiye ayrılmış, o ve beraberindekiler denizin ortasından geçip gitmiş ve fevkalâde bir lütuf ve ihsanla sahil-i selâmete ermişlerdir.
Evet, çarelerin bütün bütün tükendiği, sözün bittiği, yapılacak hiçbir şeyin kalmadığı bir yerde kalb her şeyden tamamen sıyrılarak Allah’a öyle bir teveccüh ediyor ki, Allah (celle celâluhu) orada hiç beklenmedik şekilde yepyeni bir kapı açıveriyor. Siz nur-u tevhide bir kapı aralayıp onu görünce, bu defa sizin hususî durumunuza, hususî keyfiyetinize ve maruz kaldığınız hususî sıkıntıya göre sırr-ı ehadiyet tecellî ediyor ki, Hazreti Pîr bu tecellîye, cemalî tecellî diyor.
Muztarlara Bahşedilen Yeryüzü Mirasçılığı