Neticeyi Sebeplere Bağlama Gafleti
Sebeplere çok önem verme, her şeyi sebeplere bağlayarak Müsebbibü’l-Esbab’ı hatırdan uzak tutma veya O’nu görememe ya da görmezden gelme de ayrı bir gaflettir. Hazreti Pîr umum Risalelerde esbap perdesini sıyırmak suretiyle Müsebbibü’l-Esbab’a kapılar aralamaya ve O’na baktırmaya çalışmıştır. Mesela bir yerde sebeplerin hikmet-i vücuduyla ilgili olarak şöyle demiştir: “İzzet ve azamet ister ki, esbap, perdedar-ı dest-i kudret ola aklın nazarında. Tevhid ve celâl ister ki, esbap ellerini çeksinler tesir-i hakikîden.”145 Başka bir yerde de kudretin, ümur-u hasise ile mübaşeretinin görünmemesi için sebeplerin vaz’ edildiğine dikkat çeker.146 Demek ki sebepler, müessir-i hakikî değildir. Belki esbabın kıymet-i harbiyesi şudur: Onlar Cenâb-ı Hakk’ın esmasının çok perdelerden geçmiş cilvesinin cilvesidir. Bu açıdan sebeplere bir kıymet verilecekse O’nun hatırına bir değer vermek gerekir. Ama onları bütün bütün değerden düşürmek de cebrîlik olur. Fakat sebepleri her şey gören bir insan da hiç farkına varmaksızın Müsebbibü’l-Esbap’tan gaflette bulunuyor demektir.
Bir misal olması açısından ifade edeyim. Diyelim ki bir arkadaşınız ilk defa bir yere gitti ve orada birdenbire çok semeredâr oldu. Öyle ki bütün diken tarlalarında güller açmaya, bülbüller de şakımaya başladı. Orası âdeta Cennet’e döndü. İşte böyle bir durumda onun bir arkadaşı, “falan olmasaydı bütün bunlar olmazdı” diyerek meydana gelen bütün güzellikleri ona atfetmeye başladığında kendisi bir gaflet içinde bulunduğu gibi, bu sözleriyle arkadaşını da gaflete sürükleyebilir. Çünkü bu tür ifadeler karşısında, eğer arkadaşı bu ağır yükü taşıyabilecek durumda değilse, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) beyanlarına göre, arkadaşının boynunu kırmış olur.147