Hanefî fıkhına dair kitabı da bulunan Ebu’l-Leys es-Semerkandî Hazretleri’nin rekaikle alâkalı Tenbihü’l-Gâfilîn isminde bir eseri vardır. Bu eseri 15-16 yaşlarındayken Korucuk köyünün halkına, yarım yamalak Arapçamla bir ders gibi takrir etmiştim. Bu eserin ilk bahsi ihlâsla ilgilidir. Daha sonra Cennet ve Cehennem’le ilgili bahisler gelir. Ardından rekaikle alâkalı daha başka mevzuları ele aldıktan sonra, hazret, kitabın son bahsinde şeytanla Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşılaşmasını anlatır. Muteber hadis kitaplarında böyle bir vak’a anlatılmasa da, Ebu’l-Leys es-Semerkandî gibi önemli bir zatın böyle bir hâdiseden bahsetmesi, vereceği mesaj açısından kanaatimce önem arz eder. İşte o bahiste, konumuz açısından şöyle önemli bir husus yer alır. Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtü vesselâm): “Senin en büyük hasmın kimdir?” diye şeytana sorduğunda, şeytan hiç tereddüt etmeksizin: “Sen.” der.91 Bir yönüyle karanlığın tanrısı olduğunu iddia eden o melun, bir hamlede insanlığı kurtaran, bir nefhada kayserleri, kisraları yere seren ve insanların kapkaranlık dünyalarını aydınlatan O Masum’a düşman olmayacak da ya kime düşman olacak!
Bu açıdan derecesine göre Allah’ın dinine sahip çıkan ve onu kıvamında temsil eden insanlar, şeytanın en baş hasımlarıdır. Konuyla ilgili olarak Hazreti Pîr de: “Şeytanlar bu hizmetin hâdimleriyle çok uğraşır.” diyor. Yani kim gönülden dine kendisini vermişse, kim o işin tiryakisi ve bağımlısı hâline gelmişse şeytan en çok onunla uğraşacaktır.