Ben kimseye küstüğümü hatırlamıyorum. Kırk, elli senedir aleyhimde yazı yazan insanlar var. Bu insanlar, gülsem de aleyhimde yazıyorlar, ağlasam da aleyhimde yazıyorlar. İkisinin ortasında duruyor olsam, muhakkak onunla da alâkalı bir şey bulup yazıyorlar. Ben bu insanlara küsmedim/küsmem, bilâkis onların hâline acırım. Demek ki yazacak başka mevzu bulmada zorluk çekiyorlar, diye düşünürüm. Tabiatımda olmadığı için böyle insanlar hakkında hiçbir zaman, “Yuvarlansın ve Cehennem’e gitsinler.” demedim. Hatta bir zamanlar yakın birisi, olmadık gadr u cefada bulunduğunda bir ara aklımdan Allah’ın onu cezalandırması geçti. Çünkü yakının gadr u cefası insana çok daha fazla dokunur. Fakat buna rağmen ben odama girdim ve “Yahu ne hakla!” dedim. Allah şahit, hıçkıra hıçkıra ağladım. Çünkü bir insanı Cehennem’e mahkûm etmek kolay bir şey değildir. Onun sana yaptığı kötülük seni Cehennem’e mahkûm etme değil ki! Kaldı ki öyle bile olsa o seni Cehennem’e attı diye sen de onu Cehennem’e atamazsın. Bu açıdan bence küsmenin, darılmanın, birilerine karşı hınç duymanın bir anlamı yoktur. Allah huzuruna kalbimiz temiz ve hiçbir kimseye karşı içimizde gıll u gış olmadan gitmeliyiz. Biz, Arapçadan dilimize geçen bu ifadeyi, içimizde kıl kadar bir şey olmadan şeklinde anlarız. Fakat bunun mânâsı esasen içimizde hiç kimseye karşı olumsuz, negatif bir şeyin olmaması demektir. Canın cânana koşması gibi, Allah’ın sizi beklemesine cevap olarak siz de O’na tertemiz bir gönülle gitmelisiniz.44 Fuzulî ne hoş söyler: