Peygamberler, şahsî becerilerine, sıra dışı özellik ve hususiyetlerine –isterseniz buna karizmatik özellikler diyebilirsiniz– bağlı olarak hayatlarını sürdürmemişlerdir. Evet, onlar sevk ve idarede veya hayatın diğer alanlarındaki çalışmalarında ferdî becerilerine, şahsî istek ve arzularına veya kararlarına göre değil, Allah’ın yönlendirmesine göre hareket etmişlerdir.
İslâm adına konuşacak olursak, “İnsanlığın İftihar Tablosu” böyle olduğu gibi, O’nun raşid halifeleri de karizmadan ziyade Kur’ân ve sünnetin yönlendiriciliği içinde hayatlarını sürdürmüşler. On beş asırdır, devlet idaresinden ailevî hayata kadar İslâm dünyasının esas aldığı bütün düzenlemeleri, Kur’ân ve sünnetin rehberliğinde ortaya koymuşlardır. Hz. Ebû Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman ve Hz. Ali’nin halk tarafından tutulup desteklenmesinde, onların şahsî faikiyetlerinde, üstünlüklerinde, âdeta insanüstü varlık olmaları değil, İslâmî esaslara uymaları rol oynamıştır. Bu yüzdendir ki, hemen hepsinin hayatında, idare ettikleri insanlar tarafından sorgulanmaları söz konusu olmuştur. Hâlbuki biz bugün karizmatik özellikleri ile bir yerlerde bulunan insanların sorgulanmalarına şahit olmamışızdır.
Evet, sıra dışı ve insanüstü özellikler dinin emrine girdiği zaman bir değer ifade eder. Karizmalar dinin emrine verildiği zaman yararlı hâle gelir. Bu yüzden din terbiyesine girmemiş, Kur’ân’ın emrine verilmemiş, sünnetin mihenkleri ile yönlendirilmemiş karizmalar çok defa zararlı olabilirler; nitekim olmuşturlar da. Çünkü bu tip insanlar, genellikle, yerine göre hem egoist hem de egosantrik olurlar; hatta bazıları paranoyak dahi olabilirler.