İçeriğe geç

Bu açıdan bakınca düşünme, yazma, konuşma, sevk ve idare becerileri sanki insanın aleyhinde gibi. İşte böyle bir risk kavşağında Allah’a samimi biçimde teslim olmak icap eder. Bu teslimiyet gerçekleşirse bunların hepsi hayra inkılâb eder. “Hayır! Benim gibi bir adamın yanında ne işiniz var? Benimle ne mesele görüşeceksiniz ki? Gidin, bu meseleleri benden daha iyi bilen bir sürü insan var, onlarla istişare edin” ya da “Hayır, bu konuşmayı falan arkadaşımızın yapması daha iyi olur. O bu konulara benden daha fazla vâkıftır.” diyorsa ve bunları inanarak söyleyebiliyorsa o kişi için problem yok demektir. Aksi halde, bir santimlik kendini reklam peşindeyse, onların mercek altına alınmasını tavsiye ederim.

“Bu aşamada kitlelerin uyarılması mümkün değil mi?” diye düşünebilirsiniz. Şahsen bunun çok zor olduğu kanaatindeyim. Herkese araba kullanmasını öğretmeye bedel bir iş bu. Yani herkese “usûlü’d-dîn”i, dinin temel prensiplerini öğretmek lazım ki, bu prensipler çerçevesinde, doğru ile yanlışı kendiliklerinden fark edebilsinler. Bu da, takdir edersiniz ki, imkânsız denecek ölçüde zor. Evet, halk, önünde gördüğü, sohbetini dinlediği, yazısını okuduğu insanlar hakkında hüsnüzan edebilir ama eğer şer’î ölçüleri bilmiyorlarsa, yukarıda ifade ettiğimiz gibi “usûlü’d-dîn” bilgileri yoksa, bu zanlarında hata edebilirler, mübalağaya da düşebilirler.

163